

İKİ KUTSAL ALAN: YOZLAŞMANIN DERİN YÜZÜ
Siyaset ve din… Bu toplumun omurgası olması gereken iki temel yapı, bugün yozlaşmanın en ileri düzeyde yaşandığı alanlar hâline geldi.
–♦—♦—♦–
Her toplumun vicdanı vardır.
Kimi zaman bunu siyasette gösterir, kimi zaman dinde bulur.
Ama ne yazık ki biz, her iki alanda da vicdanı değil, çıkarı merkeze koyduk.
Ve işte tam da bu yüzden çürüyoruz, sessiz ama derinden…
–♦—♦—♦–
Siyasetin kalbi ilkelerle değil, hesaplarla atıyor
Siyaset, bir milletin kaderini belirler.
Eskiden siyasetçiler, halkın derdini kendi derdi sayar, sorumluluğu bir onur gibi taşırdı.
Bugünse; makamlara oturmak kolay, ama sorumluluk almak neredeyse yok hükmünde.
İlke sahibi olanlar sistem dışına itiliyor, samimi olanlar “naif” diye küçümseniyor.
Halk için siyaset yapanlar değil; halk üzerinden güç devşirenler kazanıyor.
Çünkü sistem, sadakati liyakatin önüne koymuş durumda.
Biat edene yer var, düşünen dışlanıyor.
Siyasetin dili artık çözüm değil, kutuplaşma üzerine kurulu.
Üreten değil, tüketen bir siyaset anlayışı hâkim.
Üstelik bu sadece iktidarın değil, muhalefetin de sorunu.
İlkeler değil, çıkarlar yarışıyor.
Ve halk, bu yarışın altında eziliyor.
–♦—♦—♦–
Dinin dili sözde yükseliyor, özde susuyor
Dinin özü; adalet, ahlak, vicdan ve merhamettir.
Ama artık bu değerler, sadece kürsü konuşmalarında var.
Hayata yansımayan bir inanç, vicdana dokunmayan bir dindarlık hâkim.
İnanç görünür oldu ama samimiyet görünmez hâle geldi.
Dindarlık, bir yaşam tarzı değil; gösteriye dönüşmüş bir kimlik artık.
Tesettür var ama haya yok.
Namaz var ama kul hakkı umrunda değil.
İnsanlar camilere sığarken, kalplere sığamıyor.
Dini temsil ettiğini iddia eden yapılar, artık birer güç odağı.
Hakikati değil, kendi çıkarlarını savunuyorlar.
Ve asıl sorun da burada başlıyor:
Din, aracı olduğu değerleri değil; araç olarak kullanılmaya başlanınca yozlaşma kaçınılmaz oluyor.
–♦—♦—♦–
Çürüme yukarıdan başlıyor, aşağıya sirayet ediyor
Toplum, liderlerinden beslenir.
Eğer yukarıda adalet, dürüstlük, samimiyet yoksa;
aşağıda da sadece alışılmış bir ikiyüzlülük hâkim olur.
Bugün toplumun en büyük açlığı ne ekonomik krizdir ne siyasi kutuplaşma.
Bugün bu toplumun en temel ihtiyacı; güven ve samimiyettir.
Ve bu ihtiyaç, ne vitrin siyasetiyle ne de şekilci din anlayışıyla giderilebilir.
–♦—♦—♦–
Peki umut var mı?
Elbette var.
Çünkü hâlâ ilkeleri için bedel ödemeye razı insanlar var.
Hâlâ doğruyu sadece konuşmakla kalmayıp yaşayanlar var.
Azınlıktalar belki… ama varlar.
Toplumun gerçek dönüşümü, önce bu iki alanın temizlenmesiyle başlar.
Siyasetin ahlaka, dinin vicdana yeniden dönmesi gerekiyor.
Aksi takdirde; ne seçimler bir şey değiştirir, ne dualar.
Yozlaşma konuşurken, biz susamayız.
Çünkü susarsak…
Sıra vicdanlara gelir.
Musa ÖZDEMİR 09.08.2025


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)