BADEL HARAB’ÜL BASRA…

BADEL HARAB’ÜL BASRA…

📰 KÖŞE YAZISI BADEL HARAB’ÜL BASRA… 📍 Musa Özdemir yazdı 📅 03 Eylül 2025

Siyaset, sadece bir meslek değil; bir yolculuktur. Hem de çetin, meşakkatli, zaman zaman da yıpratıcı bir yolculuk… Bu yolda yürüyenler, birbirlerine “yol arkadaşı” derken aslında bir ideali, bir yükü, bir kaderi paylaşırlar. Omuz omuza verilen mücadele, zamanla bir kardeşlik hukukuna dönüşür. Aynı kürsüde konuşmak, aynı meydanlarda ter dökmek, aynı baskılara göğüs germek… Tüm bunlar, siyasi ortaklıkların ötesinde insani bağlar kurar.

Ancak siyaset, vefayı pek az hatırlar. Zaman değişince, rüzgâr yönünü çevirince, iktidar terazisi yeniden kurulunca; dünün yol arkadaşları bir anda “rakip”, hatta “düşman” ilan edilebiliyor. İşte tam da burada aklıma hep aynı kıssa düşer:

Bir dervişin Basra sokaklarında aç susuz dolaştığı anlatılır. Gün boyu kapı kapı dolaşır, karnını doyuracak bir lokma arar ama her yerden eli boş döner. En sonunda bir kasap, merhamet gösterip bir parça çiğ et verir. Fakat bu kez de ateş yoktur. Pişirmeden yiyemez. Ne zaman bir eve yönelse, kapılar yüzüne kapanır. Ne bir kıvılcım, ne bir köz… Umutsuzluk içinde ellerini semaya kaldırır ve şöyle der,

“Allah’ım, Basra halkının hayırsızlığından sana sığınırım. Bari bana bir parça ateş lütfet…”

Duası kabul olunur, ama nasıl? Basra’yı büyük bir yangın sarar. Evler, dükkânlar, çarşılar alev alır. Derviş, yangının kıyısında bir taş bulur, etini pişirir ve karnını doyurur. Derken halk yangından kaçarken dervişi görür ve alayla sorar,

“Sonunda aradığın ateşi bulmuşsun. Memnun musun?”
Derviş, tarihe geçen o ibretlik cevabı verir:
“Badel harab’ül Basra…”
“Basra harap olduktan sonra…”

Bugün dönüp siyaset meydanına baktığımızda, bu kıssanın hayattaki izdüşümlerini görüyoruz. Bir zamanlar aynı idealler için mücadele etmiş, aynı zorluklara birlikte göğüs germiş insanlar; bugün birbirlerine veryansın ediyor. Dünün yol arkadaşları, bugünün manşet kavgasında. Kimi hesap soruyor, kimi kendini aklamaya çalışıyor, kimi yüksek perdeden konuşuyor.

Oysa bu sahnede asıl kaybeden, sadece bireyler değil. Bir dava, bir gelenek, bir mücadele ruhu da bu kırılmalarla harap oluyor. Dün birlikte yürüdüğünüz insanlara, bugün haksızlıkla, küçümsemeyle, hatta nefretle yöneliyorsanız; orada vefa kaybolmuş demektir. Çünkü vefa, sadece geçmişe değil, geleceğe duyulan bir saygıdır.

Eleştiri elbette olacak. Hesaplaşma da bazen kaçınılmaz. Ama yol arkadaşlığının hatırasını ayakta tutmak; kişinin siyasal ahlakını, insani duruşunu ve samimiyetini gösterir. Güç dengeleri değişince, eski dostlara sırt çevirmek kolaydır. Zor olan; o ilişkilerin hatırasına sahip çıkabilmektir.

Çünkü Basra harap olduktan sonra yapılan pişmanlık açıklamaları, hiçbir şeyi geri getirmez. Yangında pişirilen bir etle karın doymuş olabilir. Ama o yangının yaktığı evleri, yıktığı hayatları, tükettiği güveni kim geri verebilir?

Her şey yıkıldıktan sonra haklı çıkmanın bir anlamı kalmaz. Basra harap olduktan sonra yapılan her hamle, sadece bir “gecikmiş telafi çabasıdır.”

Ve o noktada artık söz bitmiştir.
Badel harab’ül Basra…

📌 Musa Özdemir 03.10.2025

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL