Manşetten Düşenler Siyaset Yazarlar

NALINCI BABA’NIN GİZLENEN HİKAYESİ; HAKİKAT, HER ZAMAN GÖRÜNEN YÜZDE SAKLI DEĞİLDİR

NALINCI BABA’NIN GİZLENEN HİKAYESİ; HAKİKAT, HER ZAMAN GÖRÜNEN YÜZDE SAKLI DEĞİLDİR

📰 KÖŞE YAZISI Nalıncı Baba’nın Gizlenen Hikâyesi; Hakikat, Her Zaman Görünen Yüzde Saklı Değildir – ✏️ Musa Özdemir yazdı 📅 19 Kasım 2025

İnsan, gördüğünden ibaret sanır çoğu zaman…
Duyduğu dedikoduya inanır, kalabalığın sesine teslim olur, zahiri ölçü zanneder.
Oysa asıl olan, görünmeyenin sessiz tarafıdır; gönül derinliğidir, niyettir, sırdır.
İşte tam bu noktada tarih, ibret olsun diye bize bazı hikâyeler bırakır.
Nalıncı Baba’nın hikâyesi, işte böyle bir derinliktir.

Bir Rüya İle Başlayan Yolculuk

Sultan III. Murad, bir gece gördüğü rüya ile sarsılır:
Tanımadığı bir adam,
“Beni sen yıka, cenaze namazımı Fatih’te kıl ve beni evimin yanına göm” der.

Sultan sabah olur olmaz tebdil-i kıyafet çıkar, veziriyle birlikte şehrin sokaklarında yürür.
Unkapanı’na geldiğinde bir ceset…
Kimsenin kaldırmaya yanaşmadığı, kimsenin sahip çıkmadığı bir beden…

Halka sorar;
“Bu adamı neden kaldırmıyorsunuz?”

Ve başlar ardı arkası kesilmeyen ithamlar:
– “Şarapçıydı.”
– “Kötü kadınları evine götürürdü.”
– “Cami yüzü görmezdi.”

Sultan cesedin yüzüne bakınca rüyasındaki adamı tanır.
Kalabalığın hükmünün hakikatten uzak olduğunu da o anda anlar.

Zahire Bakıp Hüküm Verenlerin Yanılgısı

Evine götürdüğü şarap şişelerini helaya döken,
“Üç-beş Müslüman’ı bu gece şaraptan kurtardım” diyecek kadar ince bir niyet taşıyan bir gönlü kim görebilirdi?

Gecesini satın aldığı kadınlara,
“Ben senin zamanını aldım, bari bu gece günaha girme” diye nasihat eden bir merhameti kim fark edebilirdi?

Caminin yolunu seçerken,
“Tekbir getirildiğinde Kâbe’yi manevi gözle gören imam arıyorum” diyecek kadar derin bir hassasiyeti kim bilebilirdi?

Halk, sadece göründüğünü konuştu.
Ama gerçek, gözlerden değil, kalplerden okunurdu.

Sultanın Gördüğü Sır ve Hakikatin Açılması

Sultan, Nalıncı Baba’nın hanımından hakikati duyunca rüyanın bütün parçaları birleşir.

Hazır kazılmış mezar…
“Beni evimin yanına gömün” vasiyeti…
Ve halkın bilmediği kadar temiz, derin bir amele sahip bir adam…

Kadının şu sözü ise tarihe mühür olur:
“Kocama hep derdim, böyle giderse seni kimse yıkamaz.
O da bana hep şöyle derdi:
‘Hanım, merak etme. Belki de beni padişah yıkar.”

Ve gerçekten de padişah onu yıkar.

Önyargı Kötüdür; Hakikati Körleştirir

Bugün hâlâ değişmedi bu alışkanlık:
Bir fotoğrafa bakıp hüküm verenler…
Bir cümleyle insanı yargılayanlar…
Bir dedikoduyla yılların emeğini çöpe atanlar…

Aslında mesele çok açık:
Önyargı, insanın gözünü değil, gönlünü kör eder.

Kimin Allah’a daha yakın olduğunu bilmeyiz.
Kimin geceleri kimse görmeden iyilik taşıdığını da…

Dışı virane olan nice gönüller vardır ki,
içi saraylardan daha aydınlıktır.

Kendi Kusuruna Bakmak, En Büyük Olgunluktur

Nalıncı Baba’nın hikâyesi, bize sadece bir adamın sırrını anlatmaz;
insanın kendine bakmayı unuttuğu zaman nasıl yanılabileceğini de gösterir.

Başkasının ayıbını konuşmak kolay…
Bir kula leke sürmek kolay…
Bir dedikoduya kapılıp hüküm vermek daha da kolay…

Ama asıl olan,
kendi kusurunu görme iradesini gösterebilmektir.

Bugün hüküm vermeden önce susup düşünmeyi becerebilenler,
yarının en az yanılan insanları olacaktır.

Son söz şu;
Hakikatin kapısı, önyargının duvarını aşabilenlere açılır.

✍️ Musa Özdemir / 19 Ekim 2025

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL