

KÖŞE YAZISI ♦ Fısıltıların Esiri, Kendini Deha Sananlar… / 21 Mart 2026
Siyaset,
Sözün en keskin silah, yalanın en kolay sığınak olduğu bir alan,
Ve bu alanın en tehlikeli tipleri,
Kendini deha zanneden ama gerçekte başkasının aklıyla yürüyenlerdir.
Bir masal anlatılır ki;
Aslan, tilki ve eşek,
Ama bu bir masal değildir.
Bugünün aynasıdır.
Aslan gücü temsil eder.
Tilki kurnazlığı
Eşek ise aklını teslim eden zavallı zihniyeti.
Ve bugün o eşek,
Krallık hayaliyle değil, ben bilirim hastalığıyla yürür.
Yanında bir tilki vardır.
Ama sıradan bir tilki değil,
Kıskançtır.
Sinsi, hesapçı ve yönlendiricidir.
Kendi olamaz,
Ama başkasını kullanarak var olmaya çalışır.
Ve en tehlikelisi,
Tek taraflı oynamaz.
Bir yandan doldurur, gaz verir, pohpohlar,
Diğer yandan eğilir, bükülür, alçalır.
Gücün olduğu tarafa yüzünü döner.
Yani aynı anda iki taraflı oynar.
Hem seni yüceltir gibi yapar,
Hem seni sessizce tüketir.
Fısıldar,
Sürekli fısıldar,
Sen büyüksün,
Sen herkesten üstünsün,
Sen olmasan kimse ayakta kalamaz,
Ve bu sözler,
Zayıf karakterin damarına enjekte edilen zehirdir.
Çünkü güçlü insan övgüyle değil, gerçekle beslenir.
Zayıf olan ise alkışa muhtaçtır.
İşte o an çöküş başlar.
İlk darbe,
Kulaklar gider.
Yani hakikati duyma kabiliyeti yok olur.
Eleştiri düşmanlık sayılır.
Doğru söz ihanet gibi görülür.
Artık sadece hoşuna giden sesleri duyar.
Gerçekler susturulur, fısıltılar büyütülür.
İkinci darbe,
Kuyruk gider.
Yani denge tamamen kaybolur.
Ne ölçü kalır, ne sınır,
Her söz doğru sanılır,
Her adım haklı görülür.
Çünkü artık o kişi, kendini tartamaz.
Kendine dışarıdan bakamaz.
Kibir, aklın yerini almıştır.
Ve kibir,
İnsanı yıkan en sessiz afettir.
Ama asıl felaket şudur.
Yanındaki tilki,
Onu kurtarmak için değil,
Daha derine çekmek için vardır.
Çünkü kıskançlık,
Sadece başkasını değil, kullandığını da yakar.
Ve o kişi farkında bile olmadan,
Kendi sonunu hazırlayan bir oyunun figüranına dönüşür.
Son perde,
Kaçınılmaz son,
Aslan işini bitirir.
Ve sorar.
Beyni nerede?
Cevap ibretliktir.
Eğer olsaydı,
Kulaklarını kaybettikten sonra geri dönmezdi,
Kuyruğunu kaybettikten sonra yine inanmazdı.
Bugün etrafımıza bakın,
Yalanla yürüyen,
İftirayla büyüyen,
Kendini vazgeçilmez sanan ama aslında yönlendirilen nice figürler var.
Hepsinin ortak özelliği aynı,
Gerçeği değil, işine geleni dinlerler.
Doğruyu değil, kendini öveni severler.
Aklı değil, fısıltıyı takip ederler.
Ve en acısı;
Bunu liderlik zannederler.
Hayır!
Bu liderlik değil,
Bu, aklını kiraya vermektir.
Bir insan bir kez aldanabilir.
İkinci kez yanılabilir.
Ama aynı yalanın içinde ısrar ediyorsa,
Bu artık hata değil, karakterdir.
Ve karakter bozulduysa,
Ne makam kurtarır, ne unvan,
Unutmayalım ki;
En büyük çöküş,
Dışarıdan gelen saldırıyla değil,
İçeriden gelen fısıltıyla başlar.
Aldanma,
Sana seni öven her sese.
Çünkü bazı insanlar seni yükseltmez,
Seni kullanır.
Ve bir gün gelir;
Kulak gider,
Denge gider,
Akıl gider,
Geriye sadece;
Şişirilmiş bir ego,
Tükenmiş bir itibar,
Ve geç kalınmış bir pişmanlık kalır.
İşte o gün,
Ne aslan suçludur.
Ne tilki,
Asıl suç,
Dinlemesi gereken yerde susan,
Görmesi gereken yerde kör olan,
Ve gerçeği bile bile inkâr edendedir.
–♦—♦—♦–
Musa Özdemir / 21 Mart 2026


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)