

KÖŞE YAZISI ¦ İLMİN KAPISI VE SUSAN VİCDANLAR / 26 Mart 2026
Çoğu insan Hz. Ali’yi tanıdığını zanneder,
Adını bilir, kahramanlığını anlatır, adaletini över.
Ama iş onun mirasına, sözlerine ve ortaya koyduğu hakikate gelince,
aynı kalabalık bir anda susar.
Çünkü mesele isim bilmek değil,
o ismin taşıdığı yükü kaldırabilmektir.
Hz. Ali için söylenen o meşhur ifade boşuna değildir.
“İlmin kapısı…”
Ama bugün o kapının önünde duranların çoğu, içeri girmeye cesaret edemiyor.
Çünkü o kapıdan giren insan, olduğu gibi kalamaz.
Nehcü’l-Belâga işte tam da o kapının eşiğidir.
Sadece bir kitap değil, bir hesaplaşmadır.
Bir metin değil, bir vicdan muhasebesidir.
Ama bugün ne yapıyoruz?
Hz. Ali’yi seviyoruz,
Ama onun gibi adil olmuyoruz.
Onu anlatıyoruz…
Ama onun gibi yaşamıyoruz.
Onun sözlerini paylaşıyoruz.
Ama o sözlerin gereğini yerine getirmiyoruz.
Çünkü işimize gelmiyor.
Bugün herkes adaletten bahsediyor.
Ama kendi menfaatine dokunduğu an adaleti ilk terk eden yine kendisi oluyor.
Herkes hakikati savunduğunu iddia ediyor.
Ama hakikat kendi konforunu bozduğunda,
en hızlı geri çekilen yine o oluyor.
İşte Nehcü’l-Belâga tam burada rahatsız eder insanı.
Çünkü o metin,
kimseyi kandırmaz.
Sana başkasını değil,
seni anlatır.
Sana dünyayı değil,
senin içindeki karanlığı gösterir.
Ve en tehlikelisi şudur.
Sana susamayacağın bir hakikat verir.
Bugün toplumun en büyük hastalığı cehalet değil.
Daha tehlikelisi var.
Bildiğini zannedenlerin kibri.
Kur’an okunuyor ama anlaşılmıyor.
Anlaşılsa bile yaşanmıyor.
Nehcü’l-Belâga ise bu yüzeyselliği parçalar.
Çünkü o, Kur’an’dan ayrı bir yol değildir;
aksine onun derinliğini açan bir anahtardır.
Ama anahtarı eline alan herkes kapıyı açamaz.
O kapıyı açmak için,
önce nefsinle yüzleşmen gerekir.
Önce kendine karşı dürüst olman gerekir.
Önce aynaya bakıp şunu söyleyebilmen gerekir.
“Ben gerçekten adil miyim?”
İşte asıl korkulan soru budur.
Çünkü o sorunun cevabı çoğu zaman hoşumuza gitmez.
Bu yüzden insanlar Hz. Ali’yi konuşur,
ama Hz. Ali gibi yaşamaktan kaçar.
Onu sever,
ama onun gibi duruş sergilemez.
Onu över,
ama onun gibi hakikatin yanında dimdik duramaz.
Hz. Ali’nin yolu kolay değildir.
O yol;
menfaatin değil, hakkın yoludur.
Sessiz kalmanın değil, bedel ödemenin yoludur.
Kalabalıkların değil, vicdanın tarafında durmanın yoludur.
Ve bu yol…
herkesin yürüyebileceği bir yol değildir.
Belki de bu yüzden bugün en büyük eksikliğimiz bilgi değil,
cesarettir.
Hakikati bilmeye değil,
onu yaşamaya cesaret edemiyoruz.
Sonra da çıkıp diyoruz ki,
“Biz Hz. Ali’yi biliyoruz…”
Hayır.
Biz bilmiyoruz.
Biz sadece anlatıyoruz.
Ama o kapının eşiğinden içeri girmedikçe,
O ilmin ağırlığını Omuzlamadıkça,
Hakikatin gereğini yerine getirmedikçe,
Ne Hz. Ali’yi anlayabiliriz,
ne de kendimizi.
İlmin kapısını konuşmak kolaydır.
Ama o kapıdan geçmeye cesaret etmek,
işte asıl imtihan budur.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 26 Mart 2026


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)