

KÖŞE YAZISI ¦ HAKİKATİN KARŞISINDA DURAMAYAN EFSANELER / 02 Nisan 2026
Tarih, duygularla yazılmaz.
Tarih; yaşananlarla, sonuçlarla ve en önemlisi hakikatle yazılır.
Ancak bazı dönemlerde, gerçeklerin üzeri bilinçli şekilde örtülür, yerini sloganlar, romantize edilmiş hikâyeler ve ideolojik ezberler alır.
İşte tam da bu noktada, toplumların hafızası kirlenir, vicdanı bulanır.
Türkiye’nin yakın tarihinde, yıllar boyunca Kahramanlık kisvesiyle anlatılan bazı isimler vardır.
Bu isimler etrafında oluşturulan anlatılar, çoğu zaman gerçeklerden ziyade duygusal manipülasyonlara dayanır.
Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir…
Bir kesim tarafından Devrimci mücadelenin sembolleri olarak sunulan bu isimlerin yaptıklarıyla yüzleşmek yerine, onları efsaneleştirmek tercih edilmiştir.
Oysa hakikat, tüm çıplaklığıyla ortadadır.
İstanbul’da yaşanan olayda, henüz 14 yaşında bir çocuk,
Sibel Erkan, rehin alınmıştır.
Bir çocuğun hayatını, korkusunu ve masumiyetini kendi ideolojik hedeflerine araç hâline getiren bir eylem, Bunu hangi kavramla açıklayacağız?
Kahramanlık mı?
Mücadele mi?
Yoksa açıkça bir suç ve vicdan dışı bir yöntem mi?
Devletin güvenlik güçlerinin müdahalesiyle Hüseyin Cevahir etkisiz hâle getirilmiş, Mahir Çayan yaralı olarak ele geçirilmiş ve en önemlisi, o masum çocuk sağ salim kurtarılmıştır.
Bu olay, aslında bütün tartışmayı bitirecek kadar nettir.
Ancak bazıları için gerçekler yeterli değildir.
Çünkü onlar için önemli olan hakikat değil, taraf olmaktır.
Bu yüzden devamında yaşananlar da aynı zihniyetin bir yansımasıdır.
Mahir Çayan’ın firarı ve ardından yabancı teknisyenlerin rehin alınması,
Yani yine silah, yine tehdit, yine masumlar,
Ve son olarak Kızıldere,
Bugün hâlâ şiirlerle, sloganlarla, romantik anlatılarla süslenen o olayın gerçeği, devletin güvenlik güçleriyle girilen bir çatışma ve bu çatışma sonucunda etkisiz hâle getirilen bir grubun hikâyesidir.
Ne eksik, ne fazla,
Fakat asıl mesele, bu olayların nasıl anlatıldığıdır.
Çünkü bir toplumda en büyük tehlike,suçun değil, suçlunun kutsanmasıdır.
Bugün kendisinden olmayan herkese karşı tahammülsüz olan, farklı düşüneni hedef alan,ama kendi ideolojik sınırları içerisindeki en sert, en tartışmalı eylemleri dahi meşru göstermeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız.
Bu anlayış,
Zorbayı Öncü,
Şiddeti Mücadele,
Suçu ise
Kahramanlık olarak pazarlamaktadır.
Oysa gerçekler bu kadar kolay değişmez.
Gerçek şudur.
Masum bir çocuğu rehin almak, hiçbir ideolojinin savunabileceği bir eylem değildir.
Sivilleri hedef almak, hiçbir davanın meşruiyet kaynağı olamaz.
Silahı çözüm olarak görmek, topluma sadece korku ve kaos getirir.
Bu nedenle mesele artık bir ideoloji meselesi değil,
Doğrudan doğruya bir vicdan meselesidir.
Çünkü vicdanın sustuğu yerde, en büyük yanlışlar bile alkışlanabilir.
Ama bu milletin hafızası da, vicdanı da o kadar zayıf değildir.
Bu millet,
Kimin gerçekten mücadele ettiğini,
Kimin ise masumların arkasına saklandığını ayırt edecek ferasete sahiptir.
Gerçek kahramanlık, güçsüzü korumaktır.
Gerçek mücadele, adalet içindir.
Ve gerçek tarih;
Eninde sonunda, bütün efsaneleri yıkarak hakikatin tarafında yerini almaktır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 02 Nisan 2026


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)