Manşetten Düşenler Siyaset Yazarlar

SENDİKALARDA VE MESLEK ÖRGÜTLERİNDE “HANEDANLIK” TARTIŞMASI

SENDİKALARDA VE MESLEK ÖRGÜTLERİNDE “HANEDANLIK” TARTIŞMASI

KÖŞE YAZISI ¦ SENDİKALARDA VE MESLEK ÖRGÜTLERİNDE “HANEDANLIK” TARTIŞMASI / 15 Mayıs 2026

Demokratik toplumlarda kurumların gücü, yalnızca temsil ettikleri kitlelerden değil,aynı zamanda yenilenebilme kabiliyetlerinden gelir.

Çünkü değişim olmayan yerde zamanla durağanlık, durağanlığın olduğu yerde ise kurumsal körleşme başlar.

Ancak Türkiye’de bazı sendikalar, meslek kuruluşları ve birliklere bakıldığında, yıllardır değişmeyen isimlerin oluşturduğu dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor.

Rifat Hisarcıklıoğlu 25 yıldır TOBB Başkanı…
Ergün Atalay uzun yıllardır sendikal yapının en etkili isimlerinden biri…
Şemsi Bayraktar 23 yıldır TZOB’un başında…
Bendevi Palandöken onlarca yıldır aynı görevlerde…
Mahmut Arslan, Cemal Bakındı, Nihat Yurdakul ve Hüseyin Necip Nalbantoğlu gibi isimler de uzun yıllardır aynı yapıların yönetiminde bulunuyor.

Elbette tecrübe önemlidir.
Kurum hafızası kıymetlidir.

Ancak demokrasi yalnızca seçim yapmak değil; gerektiğinde görevi devredebilme olgunluğunu da gösterebilmektir.

Bugün kamuoyunda asıl tartışılan konu ise görev sürelerinin uzunluğundan çok, bazı yapılarda oluşan “hanedanlık sistemi” görüntüsüdür.

Çünkü bazı sendikalarda yönetim kadrolarına doğrudan aile bireylerinin taşındığı görülüyor.

TOLEYİS’te Cemal Bakındı’nın oğlu Murat Bakındı,
Dok Gemi-İş’te Hüseyin Necip Nalbantoğlu’nun oğlu Emre Nalbantoğlu,
Belediye-İş’te ise Nihat Yurdakul’un oğlu Murat Yurdakul’un üst yönetimlerde yer alması; kamuoyunda “kurumsal temsil mi, aile devamlılığı mı?” sorusunu gündeme getiriyor.

Bu tablo, doğal olarak şu eleştirileri beraberinde getiriyor:

Kurumlar gerçekten üyeler adına mı yönetiliyor, yoksa zamanla belirli çevrelerin kontrol alanına mı dönüşüyor?

Çünkü demokratik yapılarda esas olan; liyakatin, rekabetin ve yeni kadroların önünün açık olmasıdır.

Aynı isimlerin onlarca yıl görevde kalması ve sonrasında aile bireylerinin ön plana çıkması, ister istemez “temsilde süreklilik” ile “kurumsal hanedanlık” arasındaki çizginin tartışılmasına neden oluyor.

Oysa sendikalar da meslek örgütleri de kişilere ait değildir.

Bu yapılar,işçinin, esnafın, üreticinin ve emekçinin ortak iradesini temsil etmek için vardır.

Kurumların gücü, değişime açık olmalarından, eleştiriye tahammül gösterebilmelerinden ve yeni nesillere alan açabilmelerinden gelir.

Aksi halde demokratik temsil mekanizmaları zamanla toplum nezdinde güven kaybı yaşamaya başlar.

Çünkü hiçbir makam, hiçbir koltuk ve hiçbir unvan sonsuz değildir.

Kalıcı olan tek şey, kurumların bıraktığı itibar ve toplum vicdanındaki karşılığıdır.

¦¦¦

Musa Özdemir / 15 Mayıs 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL