

KÖŞE YAZISI ¦ FİLİN ALTINDA EZİLENLER / 21 Mayıs 2026
Tarih boyunca toplumları çökerten şey yalnızca zalim yöneticiler olmamıştır.
Asıl yıkım, haksızlık karşısında susan insanların çoğalmasıyla başlamıştır.
Nasreddin Hoca’nın meşhur “Fil Hikâyesi” işte tam olarak bunu anlatır.
Günün birinde Timur, Akşehir’e bir fil gönderir.
Koskoca hayvan şehirde ne düzen bırakır ne huzur,
Bağları çiğner, tarlaları ezer, insanların emeğini yok eder.
Kasaba halkı çaresizdir.
Ama daha büyük çaresizlikleri korkularıdır.
Kimse gidip Timur’a tek kelime söyleyemez.
Herkes şikâyet eder ama hiç kimse bedel ödemek istemez.
Sonunda çözümü yine bir başkasını öne sürmekte bulurlar.
“Nasreddin Hoca gitsin…”
Çünkü toplumların değişmeyen alışkanlığı budur.
Cesareti hep başkasından beklemek,
Kendi konuşamaz ama konuşanı alkışlar.
Kendi mücadele etmez ama mücadele edenin arkasına saklanır.
Hoca istemeye istemeye kabul eder. Halk da yanında yürümeye başlar. Ancak saraya yaklaştıkça insanların cesareti azalır.
Biri geri döner,
Biri sessizce uzaklaşır,
Biri “Benim acil işim çıktı” der,
Derken koskoca kalabalıktan geriye yalnızca Hoca kalır.
İşte hikâyenin en acı tarafı tam da budur.
İnsan bazen düşmandan değil, dost bildiklerinin korkaklığından yorulur.
Nasreddin Hoca mecburen Timur’un huzuruna çıkar.
Timur sorar,
“Ne istiyorsun Hoca?”
Hoca cevap verir.
“Sultanım… Bu fil yalnızlıktan sıkılıyor. Yanına bir dişi fil daha göndermenizi rica etmeye geldim” der,
İnsan ilk duyduğunda güler.
Ama aslında o cümle, korkunun insanı nasıl değiştirdiğinin itirafıdır.
Çünkü yalnız bırakılan bir insan, doğruyu söyleyecek gücü bile kendinde bulamaz.
Hoca dışarı çıkınca halk öfkeyle sorar.
“Hocam, hani fili şikâyet edecektin?”
Nasreddin Hoca’nın cevabı ise asırlardır değişmeyen insan gerçeğini anlatır.
“Bre korkaklar… Beni yalnız bırakırsanız ben de ancak bunu söylerim.”
Bugün de hayatın her alanında aynı manzarayı görüyoruz.
Herkes adalet ister,
Ama kimse bedel ödemek istemez.
Herkes doğrulardan bahseder,
Ama sıra konuşmaya gelince ortalık sessizleşir.
Çünkü insanların büyük kısmı haklı olmaktan çok, güvenli tarafta kalmayı tercih eder.
Dün yanında yürüyenler, rüzgâr ters dönünce ilk uzaklaşanlar olur.
Sonra da çıkıp en büyük cesaret nutuklarını yine onlar atar.
İşte Nasreddin Hoca’nın fil hikâyesi sadece bir mizah değildir.
Bu hikâye; korkunun, çıkarcılığın ve omurgasız kalabalıkların asırlardır değişmeyen fotoğrafıdır.
Ve tarih bize hep aynı şeyi göstermiştir.
Bir toplumu asıl ezen şey bazen fil değil,
Sessiz kalan insanların korkusudur.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 21 Mayıs 2026


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)