

KİME YAZDIN BU YAZIYI?
“Kime yazdın bu yazıyı diyorlar.
Kim diyorlar, söylemem.
Söylersem kıymeti kalmaz.
Kim üstüne alıyorsa, ona yazdım.”
–♦—♦—♦–
Bazen bir cümle kurarsınız, bir satır yazarsınız, bir bakış fırlatırsınız uzaklara… İnsanlar sorar: “Kimeydi bu söz?”
Ama bilmezler; bazen söz muhatabını bulmaz, muhatabı sözü bulur. İşte bu yüzden söylemem. Söylesem, yüklediğim anlam eksilir. Çünkü kelimeler sadece harflerden değil, susuşlardan da oluşur. Ve her susuş, bir çığlık kadar derindir aslında.
–♦—♦—♦–
Bu yazıyı birine yazmadım belki de. Ama biri kendine ait bir şeyler buluyorsa bu satırlarda, o zaman o kişiye yazılmış sayılır. Yazının değeri, kimin üzerine alındığıyla ölçülür. Söz, sahibini değil, kendine ait hissedeni bulur. Bazen ben bile bilmiyorum kime yazdığımı; kalem gidiyor, kelimeler dökülüyor, ama muhatabı yolda şekilleniyor.
–♦—♦—♦–
Soruyorlar yine: “Kime yazdın?”
Söylemem. Çünkü bazı sözler açıklanırsa sıradanlaşır. Oysa bazı duygular sadece sezilmek içindir, anlatılınca gücünü kaybeder. Üstüne alınan varsa, demek ki bir yerden yakalamış kalbini. Ve bazen en doğru adres, kendini adres zanneden değil, kendini unutan bir yürektir.
–♦—♦—♦–
Kimi yazılar bir noktadan sonra yazarından kopar. Artık onun değildir. Her okuyan, o yazının içinde kendinden bir şeyler bulur. Kendi yarasını sarar, kendi hikâyesini tamamlar o cümlelerle. Bu yazı da onlardan biri.
Yani kime yazıldıysa, o zaten biliyordur.
–♦—♦—♦–
Ve eğer sen, bu satırları okurken içinden “Acaba bana mı yazıldı?” diye geçirdiysen…
Muhtemelen evet. Sana yazıldı.
–♦—♦—♦–
Çünkü gazeteci yazdığı yazıyı bazen adrese teslim yazar, bazen de ortaya yazar. Ama her yazı, sonunda bir gönülde yerini bulur.
Musa ÖZDEMİR


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)