

KÖŞE YAZISI ♦ Sessiz Çığlık; Bir Ailenin Dağılışının Anatomisi… / 19 Ocak 2026
Bazı haberler vardır.
Okursunuz, geçemezsiniz.
Bir satırın içine sığmaz acısı,
Bir cümleye sığmaz utancı,
Ve ne yazık ki, sadece Olay diye geçiştirilecek kadar sıradan değildir.
–♦—♦—♦–
Adana’nın Sarıçam ilçesinde, 15–16 Ocak 2026 gecesi yaşanan aile faciası da tam böyle bir gerçekliktir.
Bir villanın duvarları, bir evin sessizliği, iki çocuğun yarım kalan nefesi,
Ada 8 yaşındaydı.
Mert 6 yaşındaydı.
Ve onlar, hayatlarının en güvenli olması gereken yerde; bir babanın elindeki silahla hayattan koparıldı.
–♦—♦—♦–
34 yaşındaki Sergen Altunbaş,
İki çocuğunu tabanca ile vurdu, ardından aynı silahla kendi yaşamına son verdi.
Bu cümlelerin içinde mantık aramak bile ağır geliyor insana.
Ama asıl ağır olan şu:
Bu artık tekil bir cinnet değil,
Bu, toplumun içine yerleşmiş büyük bir karanlığın dışa vurumudur.
–♦—♦—♦–
Ev Dağılırken Duyulmayan Sesler
İddialara göre olayın öncesinde eşler arasında tartışmalar yaşanmış, kadın evi terk etmişti.
Ve bu ayrılık, bir erkeğin dünyasında “bitti” demek değil;
“Ben yıkılıyorsam herkes yıkılsın” gibi korkunç bir düşünceye dönüşmüştü.
Bizde ayrılık, çoğu zaman bir insan hakkı değil, bir “gurur savaşı” gibi görülür.
Destek aramak yerine, öfke büyütülür.
Yalnızlık, tedavi edilmesi gereken bir duygu değil; içinde boğulunacak bir çukur sanılır.
Ve en kötüsü
Bazı erkeklere küçüklükten beri şu öğretilir.
Zayıflık gösterme.
Ağlama,
Derdini anlatma.
Ya sahip ol, ya yok et.
İşte böyle bir kültür, bir gün bir evin içine tabanca sesi olarak düşer.
–♦—♦—♦–
Silahın Olduğu Evde Güvenlik Bir Masaldır
Bu ülkede birçok trajedinin ortak noktası var.
Silah,
Bir evde silah varsa; o evde güvenlik, sadece bir temennidir.
Öfkenin bir anlık yükselişi,
Bir mesaj, bir tartışma, bir kriz,
Ve saniyeler içinde geri dönüşü olmayan bir felaket.
Bugün Ada yok.
Mert yok.
Bir anne, iki çocuğunun mezarına bakıyor.
Bir toplum, bir süre sonra başka gündemlere akıyor.
Ama acı, o evin içine taş gibi oturuyor.
–♦—♦—♦–
Bu Bireysel Değil, Toplumsal Bir Çöküştür
Bu tür olaylar sonrası hep aynı cümle kurulur.
Psikolojisi bozulmuş.
Bunalıma girmiş.
Cinnet getirmiş.
Bir insan bunalıma girince çocuk öldürmek mi çözüm oluyor?
Hayır!
Bu, sadece bunalım değil;
bu, şiddeti meşru gören zihniyetin en vahşi sonucudur.
–♦—♦—♦–
Elbette psikolojik çöküş gerçektir.
Elbette yalnızlık insanı tüketir.
Ama burada konuşmamız gereken daha büyük bir gerçek var.
Bazı zihinler, acı çekiyorum cümlesini, acı çektireceğime dönüştürüyor.
İşte tehlike burada başlıyor.
Bu olayın ardından herkes bir süre üzülür.
İki gün konuşur.
Üçüncü gün unutulur.
–♦—♦—♦–
Ama unutulmaması gereken şudur.
Çocuklar korunamadı.
Kadın yalnız bırakıldı.
Aile içi kriz izlenmedi.
Ve destek mekanizmaları yetişemedi.
–♦—♦—♦–
Bizde psikolojik destek hâlâ ayıp sayılıyor.
Terapi hâlâ lüks gibi görülüyor.
Öfke kontrolü, aile danışmanlığı, kriz müdahalesi
Hâlâ yeterince güçlü değil.
Oysa bazı hayatlar, tam da bu mekanizmalarla kurtulabilir.
–♦—♦—♦–
Ada’nın ve Mert’in adı, sadece bir haber arşivinde kalmamalı.
Onlar birer başlık değil,
Onlar hayattı.
Onlar gülüştü.
Onlar gelecekti.
Bu facia bize şunu acı bir şekilde hatırlattı;
Şiddet, bir anda ortaya çıkmaz.
Şiddet, büyür,
Sessizlikle beslenir,
Görmezden gelinerek güçlenir.
–♦—♦—♦–
Toplum olarak;
öfkeyi yönetmeyi, ayrılığı kabullenmeyi, yardım istemeyi, insana “insan” gibi yaklaşmayı öğrenemezsek
Bu sessiz çığlıklar daha çok yankılanır.
Bugün iki çocuk toprağa girdi.
Ve biz hâlâ neden diye soruyoruz.
Belki de artık neden oldu’dan önce şunu sormalıyız;
Bir daha olmaması için neyi eksik yaptık?
–♦—♦—♦–
✍️ Musa Özdemir / 19 Ocak 2026


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)