Manşetten Düşenler Siyaset Yazarlar

ÇİLEYE GİREN KERAMET ARAMAZ, EDEP ARAR…

ÇİLEYE GİREN KERAMET ARAMAZ, EDEP ARAR…

KÖŞE YAZISI Çileye Giren Keramet Aramaz, Edep Arar… / 17 Şubat 2026

Alevi–Kızılbaş inancında yol; sıradan bir inanç pratiği değil, baştan sona bir terbiye mektebidir. Bu yolun talibi, daha ilk adımda bilir ki; burada gösterişe yer yoktur. Burada alkış yoktur. Burada nefsin büyütülmesi değil, küçültülmesi vardır.

Onun için mürşidin son nasip nefesi boşuna değildir:
Çileye giren keramet aramaz, edep arar.

Bu söz, bir öğüt değil; yolun özüdür.

Alevi Kızılbaş ocak sisteminden geçen talibe dört kapı hatırlatılır:
Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat.
Her kapının eşiğinde aynı uyarı vardır.

Edep ile gel. Lütuf ile git.

Edep ile gelmek; haddini bilerek gelmektir.
Benliğini kapının dışında bırakmaktır.
Bilgine, makamına, soyuna, ününe güvenerek değil; eksikliğini kabul ederek adım atmaktır.

Çünkü ocak; kibri kabul etmez.

Ocak, ateştir.
Ve ateş; ham olanı yakar, pişirir, olgunlaştırır.

Alevi geleneğinde “ocağa düşmek” sıradan bir söz değildir. Düşmek; kendini bırakmaktır. Turap olmaktır. Toprak gibi olmayı göze almaktır. Toprak; ezilir ama isyan etmez. Üzerine basılır ama yine de hayat verir. İşte talip de böyle olmayı öğrenir.

Çile; sadece zahmet çekmek değildir.
Çile; nefsin kabuğunun çatlamasıdır.

Kırılmak, ağlamak, yanmak, acı çekmek…
Bunların her biri bir arınma durağıdır.

Nefs, keramet ister.
Nefs; görülmek ister.
Nefs; öne çıkmak ister.

Ama yol, seni görünmez kılmayı öğretir.

Keramet gösteri doğurur.
Edep ise teslimiyet.

Keramet, “ben yaptım” dedirtir.
Edep, “Hak’tan geldi” dedirtir.

İşte bu yüzden çileye giren, mucize aramaz. Çünkü en büyük mucize; nefsini dizginleyebilmektir. En büyük sır; susmayı bilmektir. En büyük keramet; incinse de incitmemektir.

Mürşid-i kâmilin ocağında ateş olmak; benliği yakmaktır. “Sen-ben” ayrımını eritip “biz” olabilmektir. Mürvet kapısında bir olmak; üstünlüğü değil, kardeşliği büyütmektir.

Hakikat kapısı; kibirlilere açılmaz.
Hakikat; sadece edeple eğilen başlara nasip olur.

Bugün kerametin peşinde koşan çok. Gösterişin, görünmenin, alkışın cazibesi büyük. Ama hakikat yolunda yürüyen bilir ki; alkış kalabalıktan gelir, lütuf Hak’tan.

Edep; sadece bir davranış biçimi değildir.
Edep; insanın özünü korumasıdır.

Dili tutmaktır.
Gözü haramdan sakınmaktır.
Kalbi kibirden arındırmaktır.
Elini, belini, dilini terbiye etmektir.

Çile kazanında pişen can, sonunda şunu idrak eder:
Yanmak yok oluş değildir; arınıştır.
Düşmek kayıp değildir; teslimiyettir.
Acı, cezalandırma değil; olgunlaşmadır.

Ve insan yolun sonunda şunu anlar.

Keramet gelip geçicidir.
Edep kalıcıdır.

Keramet bir anlık hayranlık uyandırır.
Edep bir ömürlük saygı bırakır.

Bu yüzden Alevi–Kızılbaş yolunda asıl ölçü; gösterdiğin mucize değil, taşıdığın edeptir.

Çünkü hakikate varanlar bilir ki;
En büyük keramet, insan kalabilmektir.

Ve insan kalmanın yolu;
Çileden geçer
Edeple yürür,
Hakikatle tamamlanır.

Çileye giren keramet aramaz,
Edep arar.

Musa Özdemir / 17 Şubat 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL