ANADOLU’NUN IŞIĞI YANAN EVLERİ

ANADOLU’NUN IŞIĞI YANAN EVLERİ

KÖŞE YAZISI Anadolu’nun Işığı Yanan Evleri / 10 Mart 2026

Bazen bir hatıra, bir milletin ruhunu anlatır.
Bazen de küçücük bir olay, bir medeniyetin büyüklüğünü gözler önüne serer.

Genç bir doktor düşünün,
Tıp fakültesini yeni bitirmiş.
Hayatının ilk görev yeri için Anadolu’nun küçük bir beldesine gidiyor.
Yol yorgunluğu var üzerinde, yabancılık var, biraz da yalnızlık.
Konya’ya bağlı küçük bir belde,
Tren istasyonunun hemen yanında bir evde misafir ediliyor.
Akşam olmuş,
Yemekler yenmiş, çaylar içilmiş, sohbetler edilmiş.
Saat ilerliyor.
Genç doktoru ağır bir uyku bastırıyor. Ama evde kimse yatmıyor.
Bir süre sonra mahcup bir şekilde soruyor.

“Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılır?”

Evin büyüğü olan Hacıanne gülümseyerek cevap veriyor.

“Evladım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek.”

Doktor merak ediyor.

“Trenden sizin bir yakınınız mı inecek?”

Hacıanne başını sallıyor.

“Hayır evladım. Beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok.”

Ve ardından Anadolu’nun kalbinden çıkan o cümleyi söylüyor.

Burası uzak bir yer.
Trenden buraların yabancısı biri inebilir.
Bu saatte yakınlarda ışığı yanan bir ev bulamazsa sokakta kalır.
Biz de yabancı biri geldiğinde ışığı yanan bir ev bulsun diye bekliyoruz.
İşte Anadolu dediğimiz şey tam olarak buydu.
Bir kap yemek,
Bir sıcak soba,
Bir yün yatak,
Ve kapısını tanımadığı bir yolcuya bile açan bir gönül.
Bugün insan ister istemez düşünüyor.

Konya Ovası’nda ya da Anadolu’nun başka bir köşesinde
o ışığı yanan evler hâlâ duruyor mu?

Trenden inen bir yabancı,
gece yarısı kapısını çalabileceği bir ev bulabiliyor mu?

Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek koyan kadınlar hâlâ var mı?

Evlerin duvarlarına kuşlar için yuva yapan mimarlar nerede şimdi?

Ne oldu o insanlara?

Belki de şairin dediği gibi oldu.

“Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler.”

Ama asıl mesele onların gitmesi değil.
Asıl mesele, onların bıraktığı boşluk.

Bugün şehirler büyüdü.
Yollar genişledi.
Binalar yükseldi.
Ama kalpler küçüldü.
Işıklar çoğaldı ama
ışığı yanan evler azaldı.
Oysa bir medeniyet;
saraylarla, köprülerle, yollarla değil,
Gece yarısı bir yabancı üşümesin diye
lambasını söndürmeyen evlerle ölçülür.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey tam olarak budur.

Kapımızı,
Soframızı,
Gönlümüzü,
Bir yabancıya açabildiğimiz gün
Anadolu yeniden eski Anadolu olacaktır.

Ve belki o zaman
güzel insanlar yeniden atlarından iner.

Bir köy evinin penceresinde
yeniden bir ışık sabaha kadar yanar.

Musa Özdemir / 10 Mart 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL