

KÖŞE YAZISI ♦ Bu Nasıl Nevruz, Bu Nasıl Mesaj? / 24 Mart 2026
Diyarbakır’da Nevruz kutlandı.
Ancak ortada öyle bir tablo vardı ki, susmak artık sadece bir tercih değil; hakikati görmezden gelmek olurdu.
Çünkü o meydanda bir eksiklik değil, bir tercih vardı.
Bu ülkenin bağımsızlığının sembolü olan,
bu toprakları vatan yapan,
şehit kanıyla yoğrulmuş al bayrak yoktu.
Ama onun yerine ne vardı?
Kimlerin gölgesinde yükseldiği herkesçe bilinen, hangi hesaplara hizmet ettiği tartışma götürmeyen semboller vardı.
Şimdi sormak gerekiyor.
Bu nasıl bir Nevruz?
Bu nasıl bir birlik mesajı?
Bu nasıl bir kardeşlik söylemi?
Birileri çıkıp yeni bir sayfa açıyoruz diyor.
Peki o sayfada,
bu milletin ortak değeri nerede?
Türk bayrağı neden yok?
Şunu açıkça ifade etmek gerekir.
Bu bir unutkanlık değildir.
Bu bir organizasyon hatası değildir.
Bu, bilinçli bir tercihtir.
Bu, hem içeride hem dışarıda verilen açık bir mesajdır.
Ve asıl mesele de tam burada başlıyor.
Çünkü bu coğrafya sıradan bir coğrafya değildir.
Bu topraklar, bedel ödenerek vatan yapılmış bir coğrafyadır.
Böylesine hassas bir dönemde,
Ortadoğu’nun adeta ateş çemberine döndüğü,
sınırlarımızın ötesinde devletlerin parçalandığı,
etnik ve mezhepsel ayrışmaların kanla yazıldığı bir süreçte,
Türkiye’nin en temel ortak değerini yok sayan görüntülerin dünyaya servis edilmesi,
uluslararası çevrelerin eline nasıl bir koz verdiğini hiç mi düşündürmüyor?
Bu gaflet midir?
Yoksa bilinçli bir yönlendirme midir?
Bir yandan kimlik, dil, anayasa ve yerel yönetim talepleri dillendiriliyor.
Ancak sorulması gereken asıl soru şudur.
Bu taleplerin dile getirileceği zemin,
Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağını yok saymak mıdır?
Birlik böyle mi sağlanır?
Kardeşlik böyle mi inşa edilir?
Kardeşlik, ortak değerleri yok sayarak değil,
onları sahiplenerek güçlenir.
Daha da dikkat çekici olan ise,
terörle özdeşleşmiş söylemlerin yeni sayfa, Özgürlük gibi kavramlarla süslenerek topluma sunulmaya çalışılmasıdır.
Bu millet, kimin ne söylediğini de bilir,
o sözlerin hangi amaca hizmet ettiğini de,
Tarih ortadadır.
Ortadoğu’da yaşananlar ortadadır.
Önce kimlik üzerinden ayrıştırma,
sonra ortak değerlerin aşındırılması,
ardından derinleşen bölünmeler,
Bu senaryo yeni değildir.
Ve bu millet, bu senaryoyu daha önce defalarca görmüştür.
Açık konuşmak gerekir.
Bu ülkede hiç kimse kimliğinden dolayı dışlanmamaktadır.
Ancak hiç kimse de bu ülkenin ortak değerlerini yok sayma hakkına sahip değildir.
Ben hayatım boyunca ne mezhepçilik yaptım, ne ırkçılık.
Ama şunu çok iyi bilirim.
Bu devletin birliği,
ancak bu bayrağın gölgesinde mümkündür.
O bayrağı yok sayarak siyaset yapan,
bu milleti temsil edemez.
O bayrağa tahammül edemeyen,
bu toprakların ortak değerine saygı duymuyor demektir.
Yapılanın adı barış değildir.
Yapılanın adı kardeşlik değildir.
Bu, açık bir ayrıştırmadır.
Bu, tehlikeli bir provokasyondur.
Ve bizler, her türlü provokasyona rağmen;
bu vatanın yanında,
bu bayrağın altında,
bu milletin safında durmaya devam edeceğiz.
Kimse kusura bakmasın,
Bu topraklarda bayraksız bir gelecek hayal edenler,
o hayali de kendileriyle birlikte gömeceklerdir.
Ne Mutlu Türküm Diyene!
–♦—♦—♦–
Musa Özdemir / 24 Mart 2026


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)