KERBELA: İHANETİN SESSİZLİĞİ, VEFA’NIN KIYAMI

KERBELA: İHANETİN SESSİZLİĞİ, VEFA’NIN KIYAMI

KÖŞE YAZISI ¦ KERBELA: İHANETİN SESSİZLİĞİ, VEFA’NIN KIYAMI / 03 Nisan 2026

Tarih, sadece yaşananları anlatmaz,
Tarih, insanın iç yüzünü ortaya çıkarır.

Ve bazı hadiseler vardır ki;

Üzerinden asırlar geçse de
ne acısı diner,
ne de dersi eskir.
Kerbela işte tam da budur.

Bir çölün ortasında yaşanmış bir hadise değil,
insanlığın vicdanında açılmış bir yaradır.

Hz. Hüseyin’e yazılan mektuplar,
Her biri bir davet, her biri bir söz, her biri bir yemin gibiydi.

Gel ya Hüseyin dediler.
Başımıza geç Yezit O makamın adamı değil dediler.

Seni yalnız bırakmayacağız, dediler.
Kalemler cesurdu,
Cümleler güçlüydü,
Ama yürekler,
Yürekler henüz sınanmamıştı.

Çünkü söz vermek kolaydır,
sözünün arkasında durmak ise bedel ister.

Müslim bin Akil Kufe’ye ulaştığında,
şehir adeta hazırdı.
On binler biat etmiş,
meydanlar dolmuş,
umut büyümüştü.

Ama tarih bize şunu öğretir.

Kalabalıklar, hakikatin garantisi değildir.

Çünkü kalabalıklar dağılır.
Ama karakter dağılırsa, geriye sadece utanç kalır.

İbn Ziyad’ın gelişiyle birlikte,
Kufe’nin gerçek yüzü ortaya çıktı.

Tehditler başladı.
Maaşlar kesildi.
Zindanlar doldu.

Ve insanlar bir tercih yapmak zorunda kaldılar.

İnanç mı, korku mu?
Hakikat mi, menfaat mi?

Çoğu, korkuyu seçti.
İşte ihanet böyle doğar,
Bir kılıç darbesiyle değil,
bir suskunlukla,
Akşam namazında Müslim’in arkasında saf tutanlar,
gece olunca yok oldular.

Bir şehir düşünün,
Bir insanı koruyacak saklayacak tek bir kapı yok,
O gece sadece Müslim yalnız kalmadı.

insanlık da yalnız kaldı.
Vicdan yanlız kaldı.

Ve Kufe, tarihe sadece bir şehir olarak değil,
vefasızlığın adı olarak kazındı.

Hz. Hüseyin yoldaydı,
İhaneti öğrendi.
Müslim’in şehadetini öğrendi.
Ama geri dönmedi.

Çünkü o, hayatını kurtarmak için değil,
hakikati yaşatmak için yürüyordu.

Bazı yollar vardır.
Geri dönmek, insanı kurtarır ama davayı öldürür.
İleri gitmek ise bedel ister. ama hakikati yaşatır.

Hz. Hüseyin, işte o yolu seçti.
Kerbela’da karşı karşıya gelenler yabancı değildi.
Kılıç çekenler,
bir zamanlar mektup yazanlardı.
Dün davet edenler,
bugün kuşatanlardı.

İhanetin en ağır hali budur.

Söz verip terk etmek,
Umut olup yıkmak,
Ve ardından susmak,
Ve en acı sahne,
Bir baş kesildi.
Bir hakikat susturulmak istendi…

Ama asıl felaket şuydu.

Bir toplum sustu.
Cami sustu…
İnsanlar sustu…
Vicdanlar sustu…
Çünkü menfaat,
hakikatin önüne geçmişti.

Kerbela, sadece geçmişte yaşanmış bir trajedi değildir.
Kerbela, her çağın içinde yeniden kurulur.
Bugün de aynı sorular karşımızda:

Hakkın yanında mıyız?
Yoksa çıkarlarımızın mı?
Sesimizi yükseltiyor muyuz?
Yoksa susarak taraf mı oluyoruz?

İhanet sadece kılıç çekmek değildir…

Bazen susmaktır.
Bazen görmezden gelmektir.
Bazen de “bana dokunmayan yılan…” demektir.

Ve en tehlikelisi,
insanın bunu normalleştirmesidir.

Kerbela’nın bize bıraktığı en büyük miras şudur.

Hakikat, kalabalıkla ölçülmez.
Hakikat, duruşla ölçülür.
Ve bazen bir kişinin direnişi,
bir toplumun suskunluğundan daha değerlidir.

Bugün Kerbela’yı anmak,
sadece gözyaşı dökmek değildir.

Asıl mesele;

Kufe olmamak…
Kufe gibi susmamak…
Kufe gibi vazgeçmemek…
Çünkü tarih, ihanet edenleri yazar…
Ama asla affetmez.
Ve vicdan…
Eninde sonunda herkese kendi hükmünü verir.

Unutmayın…
Her çağın bir Hüseyin’i vardır.
Ve her çağ, kendi Kufe’sini üretir.
Mesele, o çağda
nerede durduğunuzdur.

¦¦¦

Musa Özdemir / 03 Nisan 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL