Siyaset Yazarlar

Adaletin Gecikmesi, Adaletin Eksilmesidir

Adaletin Gecikmesi, Adaletin Eksilmesidir

KÖŞE YAZISI ¦ Adaletin Gecikmesi, Adaletin Eksilmesidir / 09 Ağustos 2026

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yargılamaların uzun sürmesine ilişkin yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin yıllardır kanayan önemli bir yarasına işaret ediyor.
Bakan Gürlek, “Bir boşanma davası 12 yıl sürmez, bir kira tahliye davası 4 yıl sürmez.” diyor.
Haklı.
Sürmemeli…

Çünkü adalet yalnızca doğru karar vermek değildir, doğru kararı makul bir zamanda verebilmektir.
Yıllar sonra gelen bir karar hukuken doğru olsa bile, geçen zamanı ve oluşan mağduriyeti her zaman geri getiremez.

Bugün ülkemizde insanların yıllarca sonuçlanmasını beklediği davalar var. Boşanma davaları, miras uyuşmazlıkları, kira ve tahliye davaları, iş ve alacak davaları, ticari uyuşmazlıklar, ceza dosyaları…

Her birinin arkasında gerçek bir hayat var.

Mahkeme dosyalarında yalnızca esas ve karar numaraları bulunmuyor. O dosyaların içerisinde insanların malı, mülkü, ailesi, emeği, itibarı, geleceği ve bazen ömründen kaybettiği yıllar bulunuyor.

Bir miras davası yıllarca sürdüğünde insanlar mirastan önce ömrünü tüketiyor.

Bir alacak davası yıllarca sürdüğünde, sonunda kazanılan para ekonomik şartlar karşısında anlamını kaybedebiliyor.

Bir tahliye davası dört yıl sürdüğünde mülk sahibi kendi malı üzerinde yıllarca tasarruf edemiyor.

Bir boşanma davası on yılı aşınca iki insanın yalnızca hukuki bağı değil, geleceğe dair kuracağı yeni hayat da mahkeme takvimine bağlanıyor.

Ceza davalarında ise durum çok daha hassas. Mağdur yıllarca adalet beklerken, hakkında suçlama bulunan bir insan da yıllarca belirsizliğin altında yaşayabiliyor.

Dosya beklemiyor aslında, insan hayatı bekliyor.

Bu nedenle Bakan Gürlek’in şu sorusu üzerinde özellikle düşünmek gerekiyor.

“Bir hâkim kiracı olsaydı, dava açsa kendi davasına yıllarca bakar mıydı?”

Yargının bağımsızlığı ne kadar önemliyse, yargının vatandaşın yaşadığı mağduriyeti anlayabilmesi de o kadar önemlidir.

Elbette her gecikmenin sorumluluğunu hâkim ve savcılara yüklemek doğru değildir. Mahkemelerin ağır iş yükü, personel eksikliği, bilirkişi süreçleri, tebligatlar, istinaf ve temyiz aşamalarında yaşanan yoğunluk gibi yıllardır çözüm bekleyen yapısal sorunlar vardır.

O hâlde meseleye iki yönlü bakmak gerekir.

Sistemden kaynaklanan gecikmeleri devlet ortadan kaldırmalı, ihmalden, ilgisizlikten veya görev sorumluluğunun gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklanan gecikmelerin de hesabı sorulmalıdır.

Bakan Gürlek’in, hedef süreyi aşan ve görevini ihmal edenler hakkında gereğinin yapılacağı yönündeki açıklaması bu bakımdan önemlidir.

Ancak bunun kâğıt üzerinde kalmaması gerekir.

Bir dosya hedef süreyi aşmışsa sorulmalı;

Bu dava neden hâlâ bitmedi?

Duruşma neden aylar sonrasına bırakıldı?

Bilirkişi raporu neden zamanında hazırlanmadı?

Dosya istinafta neden bu kadar uzun süre bekledi?

Gecikmenin sebebi sistem mi, taraflar mı, yoksa açık bir ihmal mi?

Bu soruların cevabı bulunmadan yargıdaki gecikme sorununu yalnızca yeni adliye binaları yaparak veya mevzuat değiştirerek çözmek mümkün değildir.

Türkiye artık “Davalar zaten uzun sürer.” anlayışını normal kabul etmekten vazgeçmelidir.

Vatandaş mahkemenin kapısından içeri girdiğinde devletinden bir ayrıcalık istemiyor.

Sadece hakkını istiyor.

Ve hakkını zamanında istiyor.

Çünkü on yıl sonra verilen doğru bir karar, kaybedilen on yılı geri getirmiyor.

Kaybedilen zamanı geri getirmiyor.

Eriyen paranın değerini geri getirmiyor.

Dağılan aileyi yeniden kurmuyor.

Kaybedilen ticari fırsatları geri getirmiyor.

İnsanın yıllarca yaşadığı stresi ve belirsizliği ortadan kaldırmıyor.

İşte bu nedenle yargıdaki gecikme yalnızca hukuk sisteminin teknik bir problemi değildir.
Aynı zamanda toplumsal güven meselesidir.

Vatandaşın adalete güveni zayıflarsa, devlete olan güveni de yara alır.

Devletin gücü yalnızca kanun çıkarmakla, mahkeme kurmakla veya suçluyu cezalandırmakla ölçülmez.

Güçlü devlet, vatandaşının hakkını zamanında teslim edebilen devlettir.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Şimdi asıl mesele, bu sözlerin sahada karşılığını bulmasıdır.

İşini fedakârca yapan, binlerce dosyanın altında büyük sorumluluk taşıyan hâkim ve savcılarımızın hakkını teslim ederken,açık ihmale, savsaklamaya ve vatandaşın ömrünü tüketen gecikmelere karşı da gereken yapılmalıdır.

Çünkü vatandaş devletten imtiyaz değil, adalet bekliyor.

Hem de yıllar sonra değil, zamanında…

Zira adaletin terazisi doğru tartmalıdır.

Ama o terazi, karar vermek için vatandaşın ömrünün tükenmesini de beklememelidir.

¦¦¦

Musa Özdemir / 09 Ağustos 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL