Siyaset Yazarlar

SESSİZ KALDIKÇA SIRA HERKESE GELİR…

SESSİZ KALDIKÇA SIRA HERKESE GELİR…

KÖŞE YAZISI ¦ SESSİZ KALDIKÇA SIRA HERKESE GELİR… / 20 Ekim 2026

Birileri peş peşe götürülürken geride kalanların sığındığı cümle çoğu zaman aynıdır.

Benimle ilgisi yok…!

İnsan, başkasının uğradığı haksızlıkla arasına mesafe koyarak kendisini güvende sanır. Oysa adaletin zayıfladığı yerde bu mesafe kimseyi korumaz.
Bugün başkasının kapısını çalan hukuksuzluk, yarın bizim hayatımızı da kuşatabilir.

Martin Niemöller’in, Naziler dönemindeki suskunluğu anlatan sözleri bu gerçeğin acı bir ifadesidir.
Önce sosyalistler, sonra sendikacılar, ardından Yahudiler götürülür.
Her defasında, götürülenlerden olmadığı için sessiz kalır.
Sıra kendisine geldiğinde ise ses çıkaracak kimse kalmamıştır.

Bu anlatıyı okuyup geçmişin karanlığına üzülmek kolaydır. Asıl mesele, insanın kendi zamanındaki haksızlıklar karşısında nerede durduğudur.

Çünkü vicdan, geçmişteki zulmü kınarken gösterilen cesaretle değil, bugün yaşananlar karşısında alınan tavırla sınanır.

Bir insanın özgürlüğü söz konusu olduğunda bakılması gereken, kim olduğu, kimi eleştirdiği veya kimin huzurunu kaçırdığı değildir. Esas olan, suçlamanın somut delillere dayanıp dayanmadığı ve özgürlüğünden mahrum bırakılmasını gerektiren gerekçelerin ortaya konulup konulmadığıdır. Bir sevk yazısındaki ağır ifadeler, tek başına iddiaları gerçeğe dönüştürmez.

Kurt kuzuyu yemeye karar verince bahane bulması kolaydır.

İnsanların yaşananları bu sözle açıklamaya başlaması, adalete duyulan güven açısından başlı başına ciddi bir meseledir. Kararın önceden verildiği, gerekçenin sonradan arandığı düşüncesi yerleştiğinde, toplumda haklı olmaktan çok güçlü olmanın önem taşıdığı kanaati büyür. Hukuka güvenin yerini, güce yakın durma arayışı alır.

Böyle bir ortamda sessizlik, kişisel bir tercih olmanın ötesinde sonuçlar doğurur. Herkes yalnızca kendisine yakın olanın hakkını savunursa adalet ortak bir güvence olmaktan çıkar; siyasi aidiyetlere, dostluklara ve çıkarlara göre talep edilen bir ayrıcalığa dönüşür.

Oysa bir insanın hakkını savunmak için onunla aynı düşüncede olmak gerekmez. Sözlerine katılmadığımız, hayatına uzak olduğumuz birinin de haksızlığa uğramasına itiraz edebilmeliyiz. Adalet talebinin samimiyeti, tam da burada belli olur.

Her suskunluk, haksızlığa uğrayanı biraz daha yalnız bırakır. Her yalnız bırakılan insanın ardından itiraz etmek biraz daha zorlaşır. Zamanla insanlar düşündüklerini söylemekten çekinir, birbirine destek olmaktan korkar, başını eğmeyi tedbir sayar.

İşte böyle eksilir bir toplum. Önce sesler azalır, sonra cesaret, ardından birbirimize duyduğumuz güven…

Bu yüzden adaleti savunmak için sıranın bize gelmesini bekleyemeyiz. Bugün bir başkasının hakkı için söylemekten kaçındığımız söz, yarın kendi kapımızın önünde duyabilmek için beklediğimiz söz olabilir.

O gün geldiğinde ses verecek birilerinin kalmasını istiyorsak bugün susmamalıyız.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 20 Ekim 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL