
KÖŞE YAZISI ¦ HIRS İNSANI ESİR EDER, SABIR İNSANI YÜCELTİR.. / 02 Kasım 2026
İnsan, yaratılışı gereği sabırsız, arzularına düşkün ve çoğu zaman elindekilerle yetinmekte zorlanan bir varlıktır. Daha fazlasını kazanmak, daha yükseğe çıkmak, daha güçlü olmak ister. Ancak bu istekler aklın, vicdanın ve ahlakın önüne geçtiğinde insanın en büyük imtihanı başlar.
Hırs, insanı önce nefsine esir eder, ardından değerlerinden uzaklaştırır ve sonunda itibarını tüketir.
Kur’an-ı Kerim’in Meâric Suresi’nde insanın sabırsız yaratıldığı, başına sıkıntı geldiğinde feryat ettiği, kendisine nimet verildiğinde ise cimrileştiği anlatılır. Ancak namazlarında devamlı olanlar, mallarında ihtiyaç sahiplerinin hakkını gözetenler ve sorumluluklarının bilincinde yaşayanlar bu zaaflardan ayrı tutulur.
İnsanı yücelten yalnızca ibadeti değil, ibadetinin ahlakına yansımasıdır.
Namaz kılan insanın vicdanında adalet, dilinde doğruluk, davranışlarında merhamet bulunmalıdır. İhtiyaç sahibine yardım eden bir el, başkasının hakkına uzanmamalıdır.
Ne yazık ki günümüzde hırsını aklının önüne koyan, menfaatini her türlü değerin üzerinde gören insanlara sıkça rastlıyoruz.
Bir makam uğruna yılların dostluğunu bitirenler, biraz daha servet kazanmak için başkasının hakkını çiğneyenler, koltuğunu korumak adına dün savunduğu doğruları bugün inkâr edenler…
Üstelik bütün bunları yaparken kendilerini haklı göstermeye çalışanlar!
Hırsın en tehlikeli tarafı, insanın kendi yanlışlarını göremez hâle gelmesidir.
Hırsına yenilen insan zamanla kendisini vazgeçilmez sanır. Her şeyi kontrol etmek, herkesi yönetmek ister. Çevresindeki insanları dost olarak değil, çıkarlarına hizmet edecek araçlar olarak görmeye başlar.
İşte ahlaki çöküş tam da burada başlar.
Oysa insanın değeri oturduğu koltukla, sahip olduğu servetle değil; gücü eline geçirdiğinde gösterdiği adaletle, menfaati söz konusu olduğunda koruyabildiği karakterle ölçülür.
Makam insanı büyütmez, insan makamına değer katar.
Sabır ise hırsın karşısında duran büyük bir erdemdir. Sabır, haksızlığa boyun eğmek veya yanlış karşısında susmak değildir. Öfkesine hâkim olmak, nefsini dizginlemek ve doğrulardan taviz vermeden mücadele edebilmektir.
Bakara Suresi’nde, Sabır ve namazla yardım dileyin buyurulması da insanın manevi direncine işaret eder.
İnsan bazen bekleyerek, bazen susarak, bazen de önüne konulan haksız menfaatleri elinin tersiyle iterek büyür.
Her fırsat kazanç, her yükseliş başarı değildir. Bir makamın arkasında adaletsizlik, bir servetin arkasında kul hakkı, bir yükselişin arkasında başkalarının gözyaşı varsa orada başarıdan değil, vicdani bir iflastan söz edilir.
Tarih, gücüne güvenen, servetiyle övünen, makamını ebedî zanneden insanların ibretlik hikâyeleriyle doludur.
İnsanın makamını kaybetmesi felaket değildir. Asıl felaket, makamını korumaya çalışırken ahlakını ve insanlığını kaybetmesidir.
Hırsın sınırı yoktur. Nefsine hâkim olamayan insan, kazandıkça daha fazlasını ister. Yükseldikçe kibirlenir, güçlendikçe çevresindekileri küçümser. Sonunda her şeye sahip olduğunu düşünürken huzurunu ve itibarını kaybeder.
Oysa kanaat insanı fakirleştirmez, açgözlülük de zenginleştirmez.
Bu dünyada hepimiz geçiciyiz. Ne makamlarımızı ne servetimizi ne de uğruna birbirimizi kırdığımız dünyevi kazançları yanımızda götürebileceğiz.
Geriye yaptıklarımız, koruduğumuz haklar ve bıraktığımız itibar kalacak.
Hırs insanı esir eder, kibir yalnızlaştırır, açgözlülük itibarsızlaştırır. Sabır olgunlaştırır, şükür huzur verir, adalet ise insanı yüceltir.
İnsanın en büyük zaferi başkalarını yenmesi değil, kendi nefsine hâkim olabilmesidir.
Zira hırsıyla dünyayı kazandığını zanneden insan, vicdanını kaybetmişse aslında her şeyini kaybetmiştir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 02 Kasım 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)