Stratejik Derinlik mi, Stratejik Yanılgı mı?

Stratejik Derinlik mi, Stratejik Yanılgı mı?

KÖŞE YAZISI ¦ Stratejik Derinlik mi, Stratejik Yanılgı mı? / 31 Temmuz 2026

Siyaset, en ağır hükmünü kürsülerde değil, milletin hafızasında verir. Makamlar gelir geçer, unvanlar unutulur, ancak alınan kararların bir ülkeye yüklediği bedel yıllarca konuşulur.

Bu yüzden siyasetçinin gerçek karnesi, yaptığı konuşmalar değil, geride bıraktığı sonuçlardır.

Bir dönem “AK Parti’nin akıl hocası” olarak gösterilen, dış politikanın mimarı olarak öne çıkarılan Ahmet Davutoğlu, yıllarca Türkiye’ye “Stratejik Derinlik” adını verdiği bir vizyon anlattı.
Büyük hedeflerden, bölgesel güç olmaktan ve yeni bir dış politika anlayışından söz etti.
Fakat bugün geriye dönüp bakıldığında, anlatılan teorilerden çok, ortaya çıkan ağır faturalar konuşuluyor.

Suriye politikasında yapılan hesap hataları, Türkiye’yi tarihinin en büyük göç dalgalarından biriyle karşı karşıya bıraktı.
Milyonlarca sığınmacının oluşturduğu ekonomik, sosyal ve demografik yük hala milletin omuzlarında taşınıyor. Sınır güvenliğinden kamu düzenine kadar uzanan birçok sorun, o dönemde alınan kararların uzun vadeli sonuçları olarak karşımızda duruyor.

Terörle mücadele konusunda izlenen politikalar da kamuoyunda uzun yıllar tartışıldı. Devletin terörle mücadele yöntemleri ve yürütülen süreçler, toplumun geniş kesimlerinde farklı değerlendirmelere neden oldu. Güvenlik politikalarında yapılan her hata, yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkileyen ağır sonuçlar doğurur.

Bölgesel dengeleri değiştireceği söylenen stratejiler ise beklenen etkiyi oluşturamadı. Aksine, Türkiye çevresindeki krizlerin daha da derinleştiği, güvenlik risklerinin arttığı ve dış politikada yeni zorlukların ortaya çıktığı bir tabloyla karşı karşıya kaldı.

“Stratejik Derinlik” olarak sunulan yaklaşım, bugün birçok kişi tarafından “stratejik yanılgı” olarak değerlendiriliyor. Çünkü devlet yönetiminde başarı, teoriler üretmekle değil, milletin yükünü hafifletmek, ülkenin güvenliğini güçlendirmek ve geleceği daha sağlam temeller üzerine inşa etmekle ölçülür.

Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu siyasi partinin toplumda beklenen karşılığı bulamaması da siyasetin değişmez gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.
Millet, geçmişi unutmaz. Söylenen sözlerden çok yaşanan sonuçlara bakar. Sandık ise bütün siyasi hesapların en adil hakemidir.

Bugün gelinen noktada görüyoruz ki, akademik unvanlar, etkileyici söylemler ve süslü kavramlar tek başına bir anlam ifade etmiyor. Eğer ortaya konulan politikalar millete güven yerine kaygı, istikrar yerine belirsizlik ve huzur yerine ağır bedeller bırakıyorsa, tarih bunun adını başarı değil, yanlış hesap olarak yazar.

Devlet yönetimi, masa başında yazılan teorilerle değil, milletin gerçekleriyle yapılır. Türkiye’nin ihtiyacı hiçbir zaman karmaşık senaryolar olmadı. Bu millet, her zaman güçlü devlet aklını, kararlı liderliği ve milli menfaatleri önceleyen bir anlayışı tercih etti.

Siyaset gelip geçer, makamlar değişir. Ancak devletin hafızası da milletin vicdanı da yapılanları unutmaz. Geride kalan tek şey, ülkeye bırakılan mirastır. O miras hayırla anılıyorsa siyaset amacına ulaşmıştır; ağır bedellerle hatırlanıyorsa, en büyük hükmü zaten tarih vermiştir.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 31 Temmuz 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL