Bir Ülkünün Son Nefesi: Enver Paşa

Bir Ülkünün Son Nefesi: Enver Paşa

KÖŞE YAZISI ¦ Bir Ülkünün Son Nefesi: Enver Paşa / 04 Ağustos 2026

Tarih, bazı insanları kazandıkları zaferlerle; bazılarını ise uğruna can verdikleri ülkülerle ölümsüzleştirir. Enver Paşa, hiç şüphesiz ikinci sınıfa dâhil olan isimlerden biridir. Onun hayatı yalnızca bir askerî kariyerin hikâyesi değil; milletine, devletine ve Türk dünyasının istikbaline adanmış bir ömrün destanıdır.

Enver Paşa’yı yalnızca tarih kitaplarının tartışmalı satırlarında arayanlar, onu eksik okurlar.
Çünkü bir şahsiyeti değerlendirebilmek için yaşadığı çağın şartlarını da doğru okumak gerekir.

Osmanlı Devleti’nin dört bir yandan kuşatıldığı, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Trablusgarp’tan Çanakkale’ye kadar varlık mücadelesi verdiği bir dönemde Enver Paşa, masa başında tarih yazmayı değil, cepheden cepheye koşarak tarihin içinde yaşamayı seçen bir kumandandı.

Makedonya dağlarında çetelerle mücadele etti. Trablusgarp’ta emperyalist işgale karşı direndi. Edirne’nin yeniden vatan topraklarına katılmasında ön saflarda yer aldı. Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak devletin en ağır yükünü omuzladı. Çanakkale’de yazılan destanın ve Kutü’l Amâre’de kazanılan büyük zaferin yaşandığı yıllarda ordunun sevk ve idaresinden sorumlu isimlerden biri oldu.
Kafkas İslâm Ordusu’nun teşkiliyle Bakü’nün kurtuluşuna uzanan tarihî sürecin başlıca mimarları arasında yer aldı.

Ancak Enver Paşa’nın ufku, yalnızca bir devletin sınırlarıyla sınırlı değildi. Onun gönlünde yanan ateş, Türk milletinin birliği, Türkistan’ın hürriyeti ve Türk dünyasının istikbaliydi.
Bu yüzden makamını, şöhretini ve güvenliğini geride bırakarak Türkistan’a gitti.
Çünkü bazı insanlar için hayat, rahat yaşamak değil, inandığı dava uğruna bedel ödemektir.

4 Ağustos 1922’de Belcivan yakınlarındaki Çeğen (Çegan) Tepesi’nde şehadete yürüdüğünde ardında ne saraylar bıraktı ne de servetler…
Geride bıraktığı en büyük miras, cesaret, fedakârlık, iman, sadakat ve ülküsüne duyduğu sarsılmaz bağlılıktı. O gün toprağa düşen yalnızca bir komutan değildi. Son nefesine kadar Turan mefkûresini omuzlarında taşıyan bir ülkü neferi, bir dava adamıydı.

Enver Paşa’yı anarken onu kuru sloganlarla değil, adanmışlığın, cesaretin, fedakârlığın ve millet uğruna her türlü bedeli göze alabilen iradenin sembolü olarak hatırlamak gerekir.

Milletlerin hafızasında ölümsüzleşenler, konforu seçenler değil, gerektiğinde canını ortaya koyanlardır.

Aradan geçen yıllar bir gerçeği değiştirmedi.
Fikirler kurşunlarla susturulamaz, ülküler mezarlara gömülemez.
Vatan sevgisi, iman ve dava şuuru, nesilden nesile aktarılan en kıymetli mirastır. Enver Paşa da bütün yönleriyle tartışılmaya ve değerlendirilmeye devam edilse bile, Türk tarihinin en cesur, en idealist ve en çok konuşulan simalarından biri olarak yaşamayı sürdürecektir.

Şehadetinin sene-i devriyesinde, Türk milletinin istiklâli ve Türk dünyasının hürriyeti uğruna ömrünü cephelerde geçiren, Turan mefkûresinin yılmaz neferi, Şehîd-i Âlâ Enver Paşa’yı rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyorum.

Ruhu şad, mekânı cennet, makamı âli olsun.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 04 Ağustos 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL