Açık İhale Yetmez, Vicdan da Açık Olmalıdır…

Açık İhale Yetmez, Vicdan da Açık Olmalıdır…

KÖŞE YAZISI ¦ Açık İhale Yetmez, Vicdan da Açık Olmalıdır… / 06 Ağustos 2026

Demokrasilerde kamu adına kullanılan her kuruş, milletin emanetidir.
Bu nedenle belediyelerin yaptığı her ihale, yalnızca bir satış veya alım işlemi değil, aynı zamanda devletin adalet anlayışının, şeffaflığının ve hesap verebilirliğinin de sınandığı bir süreçtir.

Bugün Etimesgut Belediyesi’ne ilişkin yargı evraklarını inceleme fırsatı buldum.

Dosyada dikkat çeken nokta, ihalenin açık usulle yapılmış olması değildi.
Asıl dikkat çeken husus, ihale sürecine dışarıdan yapıldığı iddia edilen müdahalelerdi.

İddialara göre bir belediye başkan yardımcısı ve belediye meclis üyesi, bir iş insanıyla sürekli irtibat hâlinde hareket ederek taşınmaz satışı sürecinde çeşitli kolaylıklar sağladı. Ayrıca Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu ile iletişim kurulmasına aracılık edildiği ve iş insanına özel imkânlar sunulduğu da öne sürüldü.

Savcılık ise bu iddiaları ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında değerlendirdi. Sürecin sonunda bir iş insanı ile belediye başkan yardımcılığı görevini de yürüten iki belediye meclis üyesi tutuklandı.

Bu dosya, aslında yıllardır göz ardı edilen çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor.

Bir ihalenin açık usulle yapılması, tek başına hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.
Rekabeti bozacak, belirli kişi ya da şirketlere ayrıcalık sağlayacak, kamu gücünü kişisel çıkarlar için kullanacak her türlü müdahale, hangi kılıfa sokulursa sokulsun hem hukukun hem de millet vicdanının konusudur.

Asıl mesele, ihale salonunda kaç kişinin bulunduğu değildir.
Asıl mesele, ihale başlamadan önce kimlerle pazarlık yapıldığı, kimlere kapılar açıldığı, kimlere kolaylık sağlandığı ve kamu gücünün kimin lehine kullanıldığıdır.
Süreç adil değilse, açık ihale tabelası yalnızca bir vitrin süsünden ibaret kalır.

Ne yazık ki son yıllarda toplumun birçok alanında olduğu gibi yerel yönetimlerde de güven duygusu ciddi biçimde aşınmaktadır.
Hizmetten çok tanıtımın, üretimden çok algının, eserden çok reklamın konuşulduğu bir dönemi yaşıyoruz.
Bazı yöneticiler, belediyeyi millet adına yönetmek yerine kişisel imajlarını büyütecek bir propaganda merkezine dönüştürmeyi tercih ediyor.

Elbette bütün belediye başkanlarını aynı kefeye koymak doğru değildir. Ancak makamını hizmetten çok gösteriye dönüştüren, belediyeyi sosyal medya stüdyosu gibi kullanan, kamu kaynaklarını siyasi vitrin malzemesi hâline getiren anlayış, sadece belediyeciliğe değil, devlet ciddiyetine ve milletin emanetine de zarar vermektedir.

Gerçek belediyecilik kameraların önünde değil, sokakta ve milletin vicdanında karşılık bulur. Gerçek başarı reklam filmleriyle değil, şeffaflıkla, adaletle ve hesap verebilir yönetim anlayışıyla ölçülür. Algı yönetimi bir süre alkış toplayabilir, fakat hakikatin karşısında uzun süre ayakta kalamaz.

Devletin gücü, makam sahiplerini korumaktan değil,hukuku herkese eşit uygulamaktan gelir.
Belediye başkanı da olsa, meclis üyesi de olsa, bürokrat da olsa, iş insanı da olsa hiç kimse hukukun üzerinde değildir.
Kamu gücü, ayrıcalık dağıtmak için değil, adaleti tesis etmek için vardır.

Toplumun en büyük beklentisi, soruşturmaların siyasi kimliklere göre değil, delillere göre yürütülmesidir. Hukuk, isimlere, makamlara ve partilere göre eğilip bükülmeye başladığı gün yalnızca adalet değil, devletin itibarı da ağır yara alır.

Millet artık şatafatlı açılışlardan, bitmeyen reklam kampanyalarından ve yapay gündemlerden bıkmıştır.
İnsanlar süslü cümleler değil, dürüst yönetim, şeffaf belediyecilik, hesap verebilen yöneticiler ve emanete sahip çıkan bir anlayış görmek istiyor.

Çünkü belediyeler, kişisel kariyer inşa etme makamı değil, millete hizmet etme makamıdır.

Ve unutulmamalıdır ki;

Algı gerçeği bir süre örtebilir. Fakat hukuk ve hakikat, günü geldiğinde bütün perdeleri indirir ve herkes yaptığının hesabını milletin vicdanı önünde de hukuk önünde de vermek zorunda kalır.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 06 Ağustos 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL