
KÖŞE YAZISI ¦ BAZEN İNSANI YILLAR DEĞİL, YAŞADIKLARI YAŞLANDIRIR / 10 Ağustos 2026
Bazen tek bir fotoğraf, sayfalar dolusu yazıdan daha ağır konuşur.
Yasmin’in yıllar içindeki değişimini gösteren bu iki kareye baktığınızda, yalnızca bir kadının yaş aldığını görmüyorsunuz.
Yüzüne yerleşen korkuyu, yalnızlığı, çaresizliği ve yıllarca taşımak zorunda kaldığı ağır bir hayatın izlerini de görüyorsunuz.
Anlatılan hikâyeye göre Yasmin, Fransız vatandaşı bir kadın. Avusturya’da Pakistanlı bir adamla tanışıyor ve evleniyor. 2014 yılında eşiyle birlikte Pakistan’a gidiyor. Başlangıçta sıradan bir ziyaret gibi görünen bu yolculuk, iddiaya göre Yasmin için yıllarca sürecek bir esaretin başlangıcına dönüşüyor.
Eşi tarafından Pakistan’daki bir köye götürülen Yasmin’in dış dünyayla bağlantısı büyük ölçüde kesiliyor.
Yıllar geçiyor…
Bu süreçte beş çocuğu dünyaya geliyor. Anlatılanlara göre ne Yasmin ne de çocukları normal bir sosyal hayat yaşayabiliyor. Çocuklar eğitimden uzak kalıyor, Anne ve çocuklar, fiziksel ve psikolojik şiddetin gölgesinde geçen yılların içine hapsoluyor.
Sonunda büyük oğlunun evden kaçmayı başarıp yetkililere ulaşmasıyla hayatlarının seyri değişiyor. Yetkililerin müdahalesinin ardından Yasmin ve çocuklarının koruma altına alındığı ve Fransa’ya götürüldüğü anlatılıyor.
Elbette sosyal medyada aktarılan böylesine ağır bir hikâyenin bütün ayrıntılarının güvenilir kaynaklardan ayrıca doğrulanması gerekir.
Ancak bu iki fotoğrafın düşündürdüğü gerçek, Yasmin’in hikâyesinden çok daha geniş ve evrenseldir:
Psikolojik şiddet de şiddettir.
Bir insanı dövmek kadar, onu sürekli korku altında yaşatmak da şiddettir.
Özgürlüğünü elinden almak şiddettir.
Aşağılamak, değersizleştirmek, yalnızlaştırmak, ailesinden ve çevresinden koparmak, hayatının her alanını kontrol etmeye çalışmak da şiddettir.
Üstelik psikolojik şiddetin yaraları çoğu zaman gözle görülmez.
Kırılmış bir kemik gibi röntgende görünmez, morluk gibi birkaç gün sonra kaybolmaz. İnsan o yaraları zihninde, ruhunda ve kimi zaman bedeninde yıllarca taşır.
Sürekli korku altında yaşayan insanın bakışı değişir.
Gülüşü değişir.
Hayata ve insanlara duyduğu güven değişir.
Ve zamanla aynada gördüğü insan bile değişir.
İşte bu nedenle insanı yaşlandıran her zaman takvim değildir, bazen yaşadığı hayatın ağırlığıdır.
Bu hikâyeyi bir ülkeye, millete veya kültüre mal etmek de doğru değildir. Şiddetin milliyeti, dini ve coğrafyası olmaz. Dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, bir insanın özgürlüğünü elinden almak, iradesini yok saymak ve onu korkuyla yönetmek zulümdür.
Evlilik, bir insan üzerinde mülkiyet hakkı kazanmak değildir.
Sevgi, kontrol etmek değildir.
Aile, dört duvar arasına kurulmuş bir hapishane hiç değildir.
Gerçek sevgi insanı küçültmez, korkutmaz ve yalnızlaştırmaz. Aksine insanın kişiliğine, iradesine, onuruna ve özgürlüğüne saygı gösterir.
Yasmin’in fotoğraflarına bu nedenle yalnızca bir “öncesi ve sonrası” görüntüsü olarak bakmamak gerekir.
Belki de o iki fotoğraf arasındaki asıl fark geçen yıllar değildir.
Arada yaşanamayan bir hayat vardır…
Kaybedilen huzur vardır…
Bastırılmış korkular, söylenemeyen sözler ve sessizce taşınmak zorunda kalınan ağır bir yük vardır.
Bazı insanları zaman değil, yaşadıkları yaşlandırır.
Bazı yaraları hayat değil, insanlar açar.
Ve insanın yüzündeki her çizgi, yaşının değil, bazen kimseye anlatamadığı, sessizce verdiği mücadelenin izidir.
Bir insanın ruhunu incitmek için her zaman el kaldırmak gerekmez.
Bazen bir insana yapılabilecek en ağır şiddet, onun sesini, iradesini ve özgürlüğünü elinden alarak yıllarca kendi hayatının içinde bir mahkûm gibi yaşamaya mecbur bırakmaktır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 10 Ağustos 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)