
KÖŞE YAZISI ¦ Bir Düşünceyi Yanlış Bulmak, Onu Suç Saymak Değildir… / 11 Ağustos 2026
Nasuh Mahruki’nin tutuklanmış olmasını hukuken de vicdanen de doğru bulmuyorum.
Söylediklerine katılırsınız ya da katılmazsınız.
İddialarını temelsiz, yanlış, abartılı hatta son derece ağır da bulabilirsiniz. Eleştirirsiniz, karşı görüşünüzü ortaya koyarsınız, elinizdeki bilgi ve belgelerle söylediklerini çürütürsünüz.
Ancak bir düşünceyi yanlış bulmakla, o düşünceyi suç saymak aynı şey değildir.
Hukuk tam da burada devreye girer.
Nasuh Mahruki, söz konusu sosyal medya paylaşımında 15 Temmuz’a ilişkin kendi tarih ve siyaset yorumunu ortaya koyuyor. Paylaşımın içeriğine baktığımızda insanları sokağa çağıran, şiddete yönlendiren ya da açık biçimde bir toplumsal kesimi diğerine karşı harekete geçmeye davet eden bir ifade görmüyoruz.
O hâlde sorulması gereken soru son derece açıktır.
Hangi halk kesimi, hangi halk kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik edilmiştir?
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik gibi ciddi bir suçlama söz konusu olduğunda, bunun somut karşılığının da açık biçimde ortaya konulması gerekir.
Bir sözün rahatsız edici, tartışmalı veya siyasi açıdan kabul edilemez bulunması tek başına ceza hukukunun en ağır tedbirlerinden birini haklı çıkarmamalıdır.
Dahası, kamuoyuna yansıyan tutuklamaya sevk yazısında Mahruki’nin 15 Temmuz darbe girişimini “tiyatro” olarak nitelendirdiği belirtiliyor. Oysa kamuoyuna yansıyan paylaşımındaki ifade bu değil. Mahruki, 15 Temmuz’un “kontrollü bir şekilde” gerçekleşmesine müsaade edildiğini savunuyor.
Bu iddiaya katılmayabilirsiniz. Benim burada tartıştığım mesele de bu iddianın doğru olup olmadığı değildir.
Mesele hukuktur.
“Tiyatro” demek başka bir şeydir, bir darbe girişiminin önceden fark edildiğini ve engellenmediğini iddia etmek başka bir şeydir.
Bir insan kullandığı kelimeler nedeniyle suçlanacaksa hukuk, her şeyden önce o insanın gerçekte hangi kelimeleri kullandığına bakmak zorundadır.
“Sen bunu söyledin ama aslında şunu demek istedin” anlayışıyla ceza hukuku işletilemez.
Hukuk varsayımla değil, somut fiil, somut söz ve somut delille hareket etmelidir.
Bir diğer mesele ise tutuklama tedbirinin ölçülülüğüdür.
Ortadaki temel delil bir sosyal medya paylaşımıdır. Paylaşım kayıt altındadır. İçeriğinin ne olduğu bellidir. Üzerinde inceleme yapılabilir.
Dolayısıyla klasik anlamda ortadan kaldırılabilecek veya gizlenebilecek bir delilden söz etmek oldukça güçtür.
Nasuh Mahruki de kimliği, geçmişi ve kamuoyundaki konumu bilinmeyen bir insan değildir. Üstelik basına yansıyan bilgilere göre Güney Afrika’dan Türkiye’ye döndükten sonra gözaltına alınmıştır.
Bütün bunlar ortadayken şu soruyu sormak gerekiyor.
Bu soruşturmanın yürütülebilmesi için Mahruki’nin neden cezaevinde olması gerekiyor?
Şayet savcılık söz konusu paylaşımın suç oluşturduğunu düşünüyorsa soruşturmasını yürütür, delillerini toplar, iddiasını ortaya koyar ve bağımsız yargı kararını verir.
Ancak tutuklama bir cezalandırma yöntemi değildir; yargılama sürecinin sağlıklı yürütülmesini güvence altına almaya yönelik istisnai bir tedbir olmalıdır.
İfade özgürlüğünün gerçek sınavı da zaten hoşumuza giden düşüncelerde verilmez.
Bize ters gelen, bizi rahatsız eden, yanlış bulduğumuz hatta öfkelendiğimiz düşünceler karşısında hukukun sınırlarını koruyabiliyorsak ifade özgürlüğünden söz edebiliriz.
Bugün Nasuh Mahruki’nin söylediğini beğenmeyip tutuklanmasını normal karşılayanlar, yarın kendi düşüncelerinin de aynı geniş yorumlarla suç kapsamına alınabileceğini hesaba katmalıdır.
Hukukun güvencesi kişiye göre değişmez.
Nasuh Mahruki’nin görüşlerini savunmak zorunda değiliz. Ancak onun görüşlerini açıklama hakkını ve yargılama sürecinde özgürlüğün esas, tutuklamanın istisna olması gerektiği ilkesini savunmak zorundayız.
Ben Nasuh Mahruki’nin söz konusu paylaşımı nedeniyle tutuklanmasını hukuken ölçüsüz, ifade özgürlüğü bakımından da son derece sakıncalı buluyorum.
Bir suç işlendiği düşünülüyorsa elbette hukuk gereğini yapmalıdır. Ancak hukuk, düşünceyle suçu,eleştiriyle tahriki, tartışmalı bir siyasi yorumla şiddete çağrıyı birbirinden ayırabildiği ölçüde hukuktur.
Adaletin görevi düşünceleri doğru veya yanlış ilan etmek değil, suç ile düşünce arasındaki sınırı titizlikle korumaktır.
Dileğim, Nasuh Mahruki’nin bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve hakkındaki hukuki sürecin tutuksuz şekilde yürütülmesidir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 11 Ağustos 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)