
KÖŞE YAZISI ¦ MIZRAKLARIN UCUNDAKİ SAYFALAR / 23 Ağustos 2026
Tarih bazen farklı isimler, farklı yüzler ve farklı sloganlarla tekerrür eder. Değişmeyen ise hakikatin karşısına çıkarılan yöntemdir.
Dini değerleri siyasi hesapların kalkanına dönüştürmek,
Sıffin Savaşı, bunun tarihteki en ibret verici örneklerinden biridir.
Miladi 657 yılında Hz. Ali ile Muaviye’nin orduları karşı karşıya geldi. Hz. Osman’ın şehit edilmesinin ardından sarsılan devlet otoritesini yeniden tesis etmeye çalışan Hz. Ali’nin ordusu üstünlüğü ele geçirmişken, Muaviye’nin siyasi kurmayı Amr bin Âs’ın teklifiyle Kur’an sayfaları mızrakların ucuna kaldırıldı.
“Aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun!”
Hz. Ali, bu çağrının samimi bir hakemlik talebi değil, yaklaşan yenilgiyi önlemek amacıyla kurulmuş siyasi bir tuzak olduğunu gördü ve ordusunu uyardı.
Ancak kendi saflarında bulunan bazı grupların yoğun baskısıyla savaş durduruldu ve mesele hakemlere bırakıldı.
Mızrakların ucuna kaldırılan Kur’an’dı, fakat aranan hakikat değil, siyasi üstünlüktü.
Savaş meydanında kaybetmek üzere olan taraf böylece zaman kazandı, siyasi bakımdan güçlendi ve Müslümanlar arasındaki ihtilaf daha da derinleşti.
Hakemliğin kabul edilmesi için Hz. Ali’ye baskı yapanlardan bir bölümü, daha sonra
Hüküm yalnızca Allah’ındır diyerek bu defa ona başkaldırdı.
Tarihe Hariciler olarak geçen bu zihniyet, dinin hükmüne teslim olmak yerine dini kendi öfkesine, taassubuna ve siyasi hesabına teslim etti.
Dün Kur’an sayfalarını mızraklara takan anlayış neyse, bugün mukaddes değerleri örgütsel çıkarlarına kalkan yapan anlayış da aynıdır.
FETÖ yapılanması, 15 Temmuz gecesi bunun en kanlı örneğini ortaya koydu.
Yıllarca din, hizmet ve eğitim kavramlarının arkasına saklananlar,vakti geldiğinde milletin silahını yine millete doğrulttu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladı ve devletin kurumlarını ele geçirmeye kalkıştı.
Bugün hangi cemaatin, grubun ya da siyasi yapının içinde bulunursa bulunsun, dini şahsi ikbaline, örgütsel sadakatine veya devlet karşıtlığına alet eden herkes aynı tarihî sapmanın içindedir.
Kendilerini hakkı söyleyenler olarak tanıtmaları, izledikleri yolun yanlışlığını ortadan kaldırmaz.
Çünkü doğruluk, yalnızca doğru görünen sözler söylemek değildir.
Doğruluk millet dara düştüğünde nerede durduğunuzla, devlet saldırıya uğradığında kimin yanında saf tuttuğunuzla ve zor zamanda hangi iradeyi gösterdiğinizle ölçülür.
15 Temmuz gecesi devletin bekası hedef alındığında darbecileri alkışlayan, camilerden okunan salâlardan rahatsız olan, milletin direnişini küçümseyen ve bütün bunlara rağmen sözde önderlerinin arkasından yürümeyi sürdürenlerin bugün bize vatan, millet ve hakikat dersi vermeye hakkı yoktur.
Ayasofya’yı yeniden ibadete açan bir iradeyi, yalnızca siyasi öfkeleri ve taassupları uğruna yok sayanların asıl meselesinin din olmadığı açıktır.
Dini ancak kendi hesaplarına hizmet ettiği ölçüde hatırlayanların samimiyetinden de söz edilemez.
Öyleyse soruyoruz;
Kimsiniz siz?
Neyin peşindesiniz?
Kimin hesabına, hangi fitnenin değirmenine su taşıyorsunuz?
Mazlumiyet görüntüsünün arkasına saklanarak Biz yalnızca doğruları söylüyoruz demeyin.
Bu millet, mızrakların ucundaki sayfalarla hakikatin nasıl perdelenmeye çalışıldığını artık biliyor.
İnancın nasıl istismar edildiğini, dinî duyguların nasıl örgütsel itaate dönüştürüldüğünü ve kutsal kavramların hangi karanlık hesaplara perde yapıldığını yaşayarak gördü.
Sıffin’de kullanılan yöntem bugün de farklı biçimlerde karşımızdadır.
Önce dini kalkan yapmak…
Sonra fitneyi büyütmek…
Ardından milletin birliğini hedef almak…
Fakat tarihin hükmü açıktır.
Makamlar, ordular ve siyasi hesaplar gelip geçer. Hz. Ali’nin, Hz. Hasan’ın, Hz. Hüseyin’in ve Hz. Osman’ın isimleri ise adaletin, sadakatin, cesaretin ve vakarın sembolleri olarak kıyamete kadar yaşamaya devam eder.
Bizim safımız bellidir:
Dini siyasetin sopasına dönüştürenlerle değil, hakkı ve adaleti ayakta tutanlarla aynı yolun yolcusuyuz.
Darbeyi alkışlayanlarla, devlete pusu kuranlarla, milletin iradesine düşmanlık edenlerle ve mukaddes değerleri kendi karanlık hesaplarına perde yapanlarla yolumuz bir değildir.
Kimse yeniden Kur’an sayfalarını mızraklara takarak bu milleti kandırabileceğini sanmasın.
Artık artık tutmuyor.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 23 Ağustos 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)