
KÖŞE YAZISI ¦ YALANIN İKTİDARI, HAKİKATİN ÇÖKÜŞÜ.. / 28 Ağustos 2026
Hannah Arendt’e atfedilen şu çarpıcı tespit, yalnızca totaliter rejimlerin yöntemlerini değil, günümüz toplumlarının karşı karşıya olduğu büyük tehlikeyi de ortaya koymaktadır.
Sürekli yalan söylemenin amacı, insanları bir yalana inandırmak değil,artık kimsenin hiçbir şeye inanmamasını sağlamaktır.
Sistemli biçimde tekrarlanan yalanın asıl amacı, tek bir yanlışı doğru kabul ettirmek değildir. Asıl hedef, hakikat ile yalan arasındaki sınırı belirsizleştirmek, toplumun muhakeme gücünü zayıflatmak ve insanları gerçeği aramaktan vazgeçirmektir.
Çünkü bir süre sonra insanlar, neyin doğru neyin yanlış olduğunu araştırmak yerine, Zaten herkes yalan söylüyor diyerek kayıtsızlığa teslim olur.
İşte yalanın gerçek zaferi tam da bu noktada başlar.
Hiçbir şeye inanmayan insan, zamanla hiçbir şeyi sorgulamaz.
Doğrunun peşine düşmez, yanlışın karşısında durmaz. Haksızlığı görür fakat tepki göstermez, adaletsizliğe tanık olur fakat susmayı tercih eder.
Böylece kötülük, toplumun sessizliği içinde kendisine geniş bir hareket alanı bulur.
Sürekli tekrar edilen yalanlar yalnızca gerçekleri çarpıtmaz, toplumun hafızasını, vicdanını ve düşünme yeteneğini de aşındırır. Dün söylenen bugün inkâr edilir, bugün savunulan yarın değiştirilir. Birbiriyle çelişen açıklamalar arasında yorulan insanlar, sonunda hakikati araştırmaktan vazgeçer.
Yalan böylece insanları ikna ederek değil, gerçeğe karşı bezdirerek egemenlik kurar.
Hakikatin değerini kaybettiği bir toplumda adalet ile menfaat, liyakat ile sadakat, suçlu ile masum arasındaki sınırlar silikleşir.
Algı gerçeğin, propaganda bilginin, güç ise hukukun önüne geçer. Çok konuşan haklı, güçlü olan masum, kalabalıkları yönlendiren ise doğru kabul edilmeye başlanır.
Oysa doğruyu yanlıştan ayıramayan bir toplum, zamanla iyiyi kötüden de ayıramaz. Düşünme ve hüküm verme yeteneğini kaybeden insanlar; başkalarının hazırladığı kanaatlerin, korkuların ve yönlendirmelerin esiri hâline gelir.
Bu nedenle hakikati savunmak, yalnızca dürüstlük meselesi değildir. Hakikati savunmak; insanın iradesini, toplumun vicdanını ve adalet duygusunu korumaktır.
Yalanın en büyük düşmanı yüksek sesle konuşmak değil, ısrarla sorgulamak, araştırmak ve gerçeğin izini sürmektir. Her söylenene inanmamak, her gösterileni gerçek kabul etmemek ve sunulan her bilgiyi aklın ve vicdanın süzgecinden geçirmektir.
Çünkü yalanın sıradanlaştığı yerde kötülük cesaret kazanır. Hakikatin sustuğu yerde ise toplum, farkına varmadan önce düşünme gücünü, ardından itiraz etme cesaretini ve nihayetinde kendi iradesini teslim eder.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 28 Ağustos 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)