
KÖŞE YAZISI ¦ KAZANIRKEN KENDİNİ KAYBETMEMEK / 11 Eylül 2026
Bir çatışmaya girmek kolaydır. Zor olan, o çatışmayı kazansanız bile sizden neler götüreceğini önceden görebilmektir.
Son günlerde istemediğim hâlde bazı tartışmaların içine çekildim. Hakkımda gerçek dışı iddialar ortaya atıldı. şahsım, yılların emeğiyle oluşturduğum itibarım ve temsil ettiğim makam hedef alındı.
Sustukça yeni sözler üretildi, sabrım yanlış yorumlandı, sağduyum ise zayıflık zannedildi.
Oysa insan bazen korktuğu için değil, söyleyeceği sözün ağırlığını bildiği için susar.
İftira karşısında sessiz kalmak kolay değildir.
İnsanın içindeki adalet duygusu gerçeği haykırmak ister. Fakat öfkeyle söylenen her söz, haklı olanı da haksız duruma düşürebilir. Bu nedenle insan, yalnızca karşısındakinin ne yaptığına değil, yaşananların kendisini neye dönüştürdüğüne de dikkat etmelidir.
Dövüşmek isteyen, önce bedelini hesaplamalıdır.
Bu bedel sadece kaybetme ihtimali değildir.
Bazen tartışmayı kazanır, huzurunuzu kaybedersiniz. Haklılığınızı ortaya koyar, fakat içinizde bir şeyleri tüketirsiniz. Karşınızdakini sustururken kendi vakarınızdan eksilirsiniz. Meydanı kazanırsınız ama artık eskisi gibi kalamazsınız.
Yaşadıklarım bana bir kez daha gösterdi ki her söze aynı sertlikle karşılık vermek güç değildir. Asıl güç,iftiraya rağmen hakikatten ayrılmamak, öfkeye rağmen ölçüyü korumak ve sizi kendi seviyelerine çekmek isteyenlere karşı duruşunuzdan taviz vermemektir.
Burada kendime yönelik bir öz eleştiriyi de açıkça ifade etmeliyim.
Toplumdan gelen eleştirileri haklı da bulsam haksız da bulsam, oturduğum koltuğun sorumluluğuna ve temsil ettiğim makama yakışır bir üslupla cevap vermem daha doğru olurdu.
Uğradığım iftiraların ve üzerimde oluşturulan baskının etkisiyle tepkilerimin dozu zamanla arttı. Haklı olduğum bir meselede kullandığım üslubun, haklılığımın önüne geçmesine izin vermemeliydim.
Bunu söylemek benim için bir zayıflık değil, vicdani bir sorumluluktur.
İnsan yalnızca başkalarının yanlışlarını değil, kendi eksiklerini de görebilmelidir.
İnşallah bundan sonra nefsime daha fazla hâkim olur,öfkenin değil, aklın ve vicdanın diliyle hareket ederim.
Ancak bu öz eleştiri, şahsıma yöneltilen iftiraları kabul ettiğim veya hakikati savunmaktan vazgeçtiğim anlamına gelmez. Suskunluğun da sabrın da bir sınırı vardır.
İnsan, şerefine, emeğine ve itibarına yönelen iftiralar karşısında gerektiğinde konuşmalıdır. Fakat bunu öfkenin diliyle değil, hakikatin gücüyle yapmalıdır.
Çünkü bağırmak gerçeği büyütmez; belge, vicdan ve tutarlılık büyütür. İftiraya verilecek en güçlü cevap başka bir iftira değil, gerçeğin bütün açıklığıyla ortaya konulmasıdır.
Benim mücadelem birilerini yenmek, itibarsızlaştırmak veya yeni bir kavga başlatmak için değildir.
Ben hakkımı, emeğimi ve hakikati savunuyorum.
Kimsenin kurduğu oyunun parçası, başlattığı kavganın esiri olmayacağım. Kimsenin çamuruna basarak yol yürümeyeceğim.
Fakat sessizliğimi kabulleniş, sabrımı korku, vakarımı geri çekilmek zannedenler de yanıldıklarını görecektir.
Sükût her zaman vazgeçmek değildir, bazen söylenecek sözleri hakikatin terazisinde tartmaktır.
İnsanın kendisini savunması başka, öfkesine teslim olması başkadır.
Bazı mücadelelerin bedeli yenilmek değildir, kazandığınızda bile kendinizden bir şeyler kaybetmektir.
Bu yüzden artık yalnızca Bu mücadeleyi kazanabilir miyim? diye değil, Kazandığımda benden geriye ne kalacak? diye de soruyorum.
Hakikat için mücadele edeceğim. Hakkımı savunacağım.
Gerektiğinde konuşacak, gerektiğinde susacağım. Fakat bütün bunları yaparken ne duruşumu ne de kendimi kaybedeceğim.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 11 Eylül 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)