ADALET, KENDİ TARAFINA RAĞMEN SAVUNABİLMEKTİR

ADALET, KENDİ TARAFINA RAĞMEN SAVUNABİLMEKTİR

KÖŞE YAZISI ¦ ADALET, KENDİ TARAFINA RAĞMEN SAVUNABİLMEKTİR / 13 Eylül 2026

Eğer gerçekten dini, ahlaki ve vicdani bir iddianız varsa, önce kendinize şu soruyu sormalısınız,

Benim tarafım kazanıyor diye yapılan bir haksızlığı görmezden geliyor muyum?

Bu soruya dürüstçe cevap vermeden ne ahlaktan söz edebilirsiniz ne de adaletten…

Çünkü gerçek ahlak, yalnızca rakibin yanlışına karşı çıkmak değildir. Asıl ahlak, kendi tarafınızın yaptığı yanlışa da aynı cesaretle itiraz edebilmektir.

Gerçek demokrasi, sadece kendiniz için hak ve özgürlük istemek değil, siyasi rakibinizin hakkını da savunabilmektir. Gerçek hukuk devleti ise yalnızca sevdiğiniz, desteklediğiniz ve size benzeyen insanların değil; hoşlanmadığınız, karşı çıktığınız, hatta mücadele ettiğiniz insanların da hukukunu koruyabilmektir.

Bunları yapamıyorsanız hiç kusura bakmayın, siz demokrasi istemiyorsunuz. Siz yalnızca kendi tarafınızın, doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü olduğuna bakılmaksızın iktidarda kalmasını istiyorsunuz.
Bunun adı demokrasi değil, tarafgirliktir.

VİCDAN PARTİ AMBLEMİNE GÖRE ÇALIŞMAZ…

Türkiye adına beni asıl endişelendiren, insanların yanlış yapması değildir. İnsan hata yapabilir. Asıl tehlike, yanlışın artık yanlış olarak görülmemesi, utanma, mahcubiyet ve sorumluluk duygusunun ortadan kalkmasıdır.

Benim tarafım kazanıyorsa gerisi önemli değil, anlayışının siyasetin bütün hücrelerine işlemesi, ahlaki çürümenin en açık halidir.

Bir insanın vicdanı, desteklediği partinin amblemine göre çalışmaya başlamışsa orada yalnızca siyasi bir problem yoktur. Orada karakter, ahlak ve adalet sorunu vardır.
Kendi tarafınız yaptığında sustuğunuz bir davranışı, rakibiniz yaptığında suç sayamazsınız. Kendi mahallenizde alkışladığınız hukuksuzluğu, karşı mahallede eleştiremezsiniz. Aynı yanlışın failine göre hüküm değiştiriyorsanız savunduğunuz şey adalet değil, çıkar düzenidir.

Bugün rakibinizin hakkı ihlal edildiğinde susarsanız, yarın aynı haksızlık sizin kapınızı çaldığında hukuk istemeye yüzünüz kalmaz.

O gün Adalet nerede? diye bağırdığınızda sesinize karşılık verecek kimseyi bulamayabilirsiniz.

Çünkü adalet, güçlü olduğunuzda rafa kaldırılıp gücünüzü kaybettiğinizde hatırlayacağınız bir sığınak değildir.
Adalet pazarlık konusu yapılamaz.
Ya herkes içindir ya da hiç kimse için değildir.

SESSİZLİK BAZEN SUÇA CESARET VERİR..

Birileri toplumun gözü önünde yalan söylüyor, iftira atıyor, insanları tehdit ediyor ve birtakım kişileri üzerlerine gönderiyorsa, ardından hiçbir şey yaşanmamış gibi toplumun karşısına çıkıp ahlak ve hukuk nutukları atıyorsa, ortada yalnızca ikiyüzlülük değil, ciddi bir toplumsal çürüme vardır.
Daha vahimi ise bütün bunlar yaşanırken sorumluluk makamında bulunanların susmasıdır.

Yetkililer üç maymunu oynamamalıdır.
Görüp susmak, duyup geçiştirmek ve sorumluluğu birbirine havale etmek devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.

Ortada iftira, tehdit ve insanları hedef gösterme iddiaları varsa bunlar derhâl araştırılmalı, deliller incelenmeli ve hukuk hiçbir ayrım yapılmadan işletilmelidir.

Hiç kimse parasına, makamına, siyasi yakınlığına veya çevresindeki isimlere güvenerek kendisini dokunulmaz zannetmemelidir.

Devlet kimsenin şahsi nüfuz alanı değildir.

Hukuk, birilerini koruyan zırh, rakipleri susturmak için kullanılan sopa hiç değildir.

KİMSE BİLMİYORDUK DEMESİN..

Buradan açıkça söylüyorum,
Kimse üç maymunu oynamasın!
Herkes yaşananları görüyor, konuşulanları duyuyor ve kimin ne yaptığını biliyor. Buna rağmen susanlar, yarın Bizim haberimiz yoktu diyerek sorumluluktan kaçamazlar.

Çünkü bazı suskunluklar tarafsızlık değil, haksızlığa verilmiş örtülü destektir.

Haksızlık karşısında susanlar yalnızca vicdanlarını susturmaz,haksızlık yapana cesaret, mağdura ise yalnızlık verir.
Bugün görmezden gelinen her yanlış, yarının daha büyük hukuksuzluğuna zemin hazırlar.

Makamına güvenenler, gücüne yaslananlar ve çevresindeki birkaç ismin kendisini koruyacağını düşünenler de şunu iyi bilsinler;

Makamlar geçer, güç el değiştirir, kalabalıklar dağılır. Dün önünüzde eğilenlerin yarın yüzünüze bile bakmadığı günler gelir.
Fakat atılan iftiralar, savrulan tehditler ve yapılan haksızlıklar toplumun hafızasından silinmez.

Bugün hesap sorulmuyor diye hesap hiç sorulmayacak zannetmeyin.

Hukuk gecikebilir fakat hakikat ortadan kalkmaz.

Dosyalar bekletilebilir fakat gerçekler sonsuza kadar saklanamaz.

Vicdanlar susturulabilir fakat toplumun hafızası teslim alınamaz.

Herkes söylediği yalanın, attığı iftiranın, savurduğu tehdidin ve göz yumduğu haksızlığın sorumluluğunu er ya da geç hesabını verecektir.

Bugün susarak bu çürümeye ortak olanlar, yarın adalet isteyerek kendilerini temize çıkaramayacaklar,

Adaleti sadece kendisine lazım olduğunda hatırlayanın talebi adalet değil, ayrıcalıktır.

Son sözüm hem haksızlığı yapanlara hem de makamında oturup seyredenleredir.

Suskunluğunuzu tarafsızlık, gücünüzü dokunulmazlık, makamınızı da ebedî zannetmeyin.

Haksızlık karşısında susan, yalnızca korkmuş değildir.

Haksızlığın devam etmesine de razı olmuştur.

Adaletin tarafı olmaz.
Adaletten yana olduğunu söyleyenin ise zulüm karşısında susma hakkı yoktur.

Bugün susuyorsanız yarın konuşmaya kalktığınızda inandırıcılığınız olmayacaktır.

Çünkü haksızlık karşısında susanlar tarafsız değildir.
Onlar, haksızlığın büyümesine göz yumanlardır.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 13 Eylül 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL