KALABALIĞIN DEĞİL, VİCDANIN TARAFINDA

KALABALIĞIN DEĞİL, VİCDANIN TARAFINDA

KÖŞE YAZISI ¦ KALABALIĞIN DEĞİL, VİCDANIN TARAFINDA / 22 Eylül 2026

Yalnız kalmaktan değil, yanlış olmaktan kork.

İnsanların büyük bir kısmı doğruyu bulmaya değil, çoğunluğun hangi tarafta durduğunu anlamaya çalışır. Kalabalığın içinde bulunmayı güven, herkesle aynı şeyi söylemeyi haklılık zanneder. Oysa hakikat, kendisini savunan insanların sayısına göre değişmez.
Bazen binlerce kişinin alkışladığı bir şey yanlıştır; bazen tek bir insanın itirazı, bir toplumun susturduğu vicdanın sesidir.

Tarih, çoğunluğun her zaman haklı olmadığını gösteren acı örneklerle doludur.
Nice zulüm kalabalıkların alkışları arasında yükselmiş, nice haksızlık sessiz bakışların önünde işlenmiştir. İnsanlar kimi zaman korktukları, kimi zaman menfaatlerini kaybetmek istemedikleri, kimi zaman da düzenleri bozulmasın diye kötülüğe ses çıkarmamıştır.

Fakat susmak, insanı yaşananların sorumluluğundan kurtarmaz.

Dünyayı kötü yapan yalnızca bir avuç zalimin yaptıkları değildir. Asıl felaket, zalimin karşısında sessiz kalan, yapılan haksızlığı gördüğü hâlde başını çeviren, “Bana dokunmuyor” diyerek kenara çekilen korkak çoğunluğun kayıtsızlığıdır. Zalim gücünü yalnızca makamından, parasından ya da çevresinden almaz; ona itiraz etmeyenlerin sessizliğinden de beslenir.

Bir yerde haksızlık karşısında herkes susuyorsa, zalim kendisini haklı zannetmeye başlar. Sessizlik uzadıkça zulüm cesaret kazanır, adaletsizlik normalleşir, vicdanlar körelir. Bugün başkasına yapılan haksızlık karşısında susanlar, yarın aynı adaletsizliğin kendi kapılarına gelmeyeceğinden emin olamazlar.

İnsan olmak, yalnızca kendisine yapılan kötülüğe karşı çıkmak değildir. Hiç tanımadığı birinin hakkı çiğnendiğinde de ses çıkarabilmektir.
Adalet, ancak kendimize lazım olduğunda hatırlayacağımız bir sığınak değildir. Adalet; dostumuz için de rakibimiz için de aynı ölçüyü savunabilmektir.

Doğrunun yanında durmak ise her zaman kolay değildir. Bazen dost sandıklarınız sizden uzaklaşır, yıllardır aynı sofrayı paylaştıklarınız yüzünü çevirir. Kalabalıklar sizi anlamaz, söylediklerinizden rahatsız olur. Hatta susturmak, yalnızlaştırmak ve itibarsızlaştırmak isterler. Fakat insanı değerli kılan, herkesle birlikte yürüdüğü günler değil; herkes yanlış yöne giderken doğru bildiği yolda tek başına yürüyebildiği anlardır.

Cesaret, korkunun hiç olmaması değildir. Cesaret; korkuya rağmen hakikati söyleyebilmek, bedelini bilerek doğrunun yanında durabilmektir. Herkes konuşurken konuşmak kolaydır. Asıl mesele, herkes sustuğunda söz söyleyebilmek; herkes eğildiğinde dik durabilmektir.

İnsan bazen doğru bildiği bir sözün arkasında tek başına kalır. Etrafındaki sessizlik ona kendi sesini bile sorgulatabilir. Fakat yalnızlık, yanlışlığın kanıtı değildir. Bir insanın tek başına kalması onu haksız yapmadığı gibi, kalabalıkların aynı sözü tekrar etmesi de yalanı hakikate dönüştürmez.

Bugün güçlü görünenlerin yanında saf tutanlar çok olabilir. Onların sofralarında yer bulmak, alkışlarından pay almak ve gölgelerinde yürümek geçici bir rahatlık sağlayabilir. Ancak güç el değiştirdiğinde, makamlar sona erdiğinde ve kalabalıklar dağıldığında geriye yalnızca insanın duruşu kalır.

Tarih, çoğunluğun gürültüsünü değil, bütün baskılara rağmen hakikatin yanında duranların cesaretini yazar.
Dün dışlanan, yalnız bırakılan ve susturulmak istenen nice insanın sözü bugün insanlığa yol göstermektedir.
Onlara değer kazandıran, kalabalıkların arasında yer bulmaları değil, karanlığın ortasında ışık olmayı göze almalarıdır.

Bu nedenle insan, “Kaç kişi benimle?” diye sormadan önce “Ben hangi taraftayım?” diye kendisini sorgulamalıdır. Gücün mü, hakkın mı? Menfaatin mi, vicdanın mı? Alkışın mı, adaletin mi?

Günün sonunda herkes çekilir, kalabalıklar dağılır, makamlar biter ve alkışlar diner. İnsan, kendi vicdanıyla baş başa kalır. İşte o gün önemli olan kaç kişinin yanında durduğu değil, kendisinin neyin yanında durduğudur.

Yalnız kalabilirsiniz, dışlanabilirsiniz, hatta doğruyu söylediğiniz için bedel de ödeyebilirsiniz. Fakat yanlışın kalabalığında kaybolmaktansa, doğrunun yanında tek başına durmak daha onurludur.

Ne mutlu karanlığa alışmayanlara…

Ne mutlu zulüm karşısında susmayanlara…

Ne mutlu, yanmayı göze alarak insanlığa ışık olanlara.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 22 Eylül 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL