

KÖŞE YAZISI ¦ BU DÜZENİN ADI ADALET DEĞİL! / 18 Nisan 2026
Depremde,
Otel yangınlarında,
Kadın cinayetlerinde,
Çocukların göz göre göre katledildiği karanlık olaylarda,
Uyuşturucunun gençliği esir aldığı sokaklarda,
İhalelerde,
Atamalarda,
Ortada artık inkâr edilemez bir gerçek var.
Bu düzeni kuranlar yalnız değil.
Çünkü bu düzen, sorumluluğu gizleyen, suçu perdeleyen, suçluyu koruyan bir yapıya dönüştü.
Çünkü hukuksuzluk münferit bir sapma değil, sistematik bir alışkanlık haline geldi.
Adalet terazisi sadece bozulmadı, bilinçli bir şekilde etkisizleştirildi.
Suçluyu koruyan, gücün karşısında eğilen bir mekanizma kuruldu.
Ülkenin geldiği noktaya soğukkanlılıkla bakın,
Valinin oğlu cinayet işliyor, kamu görevlileri delilleri karartıyor.
Bir emniyet müdürünün oğlu masum çocuklarımızı katlediyor.
Bu sadece bireysel suçlar değildir.
Bu, sistemin nasıl işlediğini gösteren çarpıcı örneklerdir.
Bu olayların ardından olması gereken şey bellidir.
Hızlı, şeffaf ve bağımsız bir yargılama süreci.
Ama ne oluyor?
Deliller karartılıyor.
Sorumlular korunuyor.
Dosyalar sürüncemede bırakılıyor.
İşte asıl kırılma tam burada başlıyor.
Devletin görevi, güç sahiplerini korumak değil; adaleti tesis etmektir.
Hukukun görevi, güçlüye göre şekil almak değil; herkese eşit uygulanmaktır.
Ama bugün gelinen noktada,
Hukuk; güçlü olanın lehine eğilip bükülen bir araca,
Adalet ise sadece söylemde kalan bir temenniye indirgenmiştir.
Bu artık bir yönetim zafiyeti değil.
Bu, kurumsallaşmış bir çürümedir.
Peki bu tabloda yalnız kalan kim?
Bu millet.
Geleceği sistematik şekilde elinden alınan gençler.
Açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilen milyonlar.
Bir ömür emek verip görmezden gelinen emekliler.
Ürettiği halde kazanamayan, toprağından koparılan çiftçiler.
Ve iradesi gasp edilerek yargı baskısıyla hizaya çekilmeye çalışılan muhalif belediyeler,
Yalnız olan, bu ülkenin gerçek sahipleridir.
Çocuklar ölürken,
Kadınlar katledilirken,
Toplumun her kesimi ekonomik ve sosyal bir dar boğaza sürüklenirken,
Uyuşturucu ve suç sarmalı büyürken,
Hukuk ayaklar altına alınmışken,
Siz hâlâ neyi savunuyorsunuz?
Hangi ilkeyi?
Hangi değeri?
Hangi vicdanı?
Normal bir hukuk devletinde,
Bu kadar ağır ihmalin, bu kadar derin çürümenin ve bu kadar açık sorumluluğun olduğu bir tabloda,
O koltuklarda bir dakika bile kalınamaz.
Ama mesele tam da burada düğümleniyor.
Burası artık klasik anlamda bir hukuk devleti değil.
Burası;
Gücün hukuku belirlediği,
Sorumluların değil sorgulayanların hedef alındığı,
Şeffaflığın yerini karanlığın aldığı,
Adaletin değil sadakatin ödüllendirildiği bir düzen haline getirildi.
Bu düzen sadece kurumları çürütmüyor.
Bu düzen, toplumun adalet duygusunu da aşındırıyor.
İnsanların devlete olan güvenini, hukuka olan inancını, geleceğe dair umudunu tüketiyor.
Ve bütün bunlara rağmen,
Birileri hâlâ çıkıp bu düzeni savunabiliyor.
İşte asıl mesele budur.
İşte asıl çürüme tam da burada başlamaktadır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 18 Nisan 2026


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)