
KÖŞE YAZISI ¦ UMARIM YANILAN BEN OLURUM… / 11 Ağustos 2026
Bazen en büyük tehlike, karşınızdaki düşman değil, kulağınıza sürekli duymak istediklerinizi fısıldayanlardır.
Endişelerim var diyorum ya,
Umarım yanılan ben olurum.
Umarım bugün yaşanan bu ayrılık, birileri için gerçekten hayırlı olur. Umarım verilen kararların, yapılan tercihlerin ve kurulan yeni yol arkadaşlıklarının sonunda kimse dönüp geriye bakarak, Nerede hata yaptık?diye sormak zorunda kalmaz.
Ancak insan bazen gördüklerini, bildiklerini ve yılların kendisine öğrettiklerini de görmezden gelemiyor.
Hayatta da siyasette de en tehlikeli dönemler, insanın etrafının kendisine sürekli haklı olduğunu söyleyenlerle çevrildiği dönemlerdir. Kulağa hoş gelen sözler çoğaldıkça gerçeklerin sesi azalır. Eleştirenler uzaklaştırılır, uyaranlar düşman görülür, her söyleneni tasdik edenler ise sadık dost zannedilir.
İşte asıl kırılma burada başlar.
Birileri kulağınıza sürekli bir şeyler üflüyorsa, her duyduğunuzu bilgi zannetmeyeceksiniz.
Birileri yalanı gerçek gibi önünüze koyuyorsa, önce kaynağını sorgulayacaksınız.
Birileri kendisine gizemli roller biçip her türlü oynuyorsa, anlattığı hikâyelerden önce niyetine ve kimin hesabına hareket ettiğine bakacaksınız.
Zira devlet yönetmek de siyaset yapmak da dedikoduyla, fısıltıyla ve kulaktan dolma bilgilerle olmaz.
Akıl ister.
Tecrübe ister.
Ferâset ister.
En önemlisi de etrafınızdaki insanların gerçek niyetini okuyabilme kabiliyeti ister.
Bugün asıl endişe verici olan, yanlış insanların yanlış şeyler söylemesi değildir. Her dönemde yalan söyleyenler, fitne taşıyanlar, insanların arasını açmaya çalışanlar ve kendi menfaatleri uğruna başkalarının geleceğiyle oynayanlar olacaktır.
Tehlikeli olan, bunların oyununu okuyamamaktır.
Daha da tehlikelisi, sizi samimiyetle uyaran insanları uzaklaştırırken kulağınıza yalan fısıldayanları başköşeye oturtmaktır.
İnsan bazen en büyük yanlışı düşmanına inanarak değil, yanlış dostlara güvenerek yapar.
Siyasette ise bunun bedeli yalnızca bir kişinin hayal kırıklığı olmaz. Yanlış tercihler insanları, kurumları ve yılların emeğini beraberinde sürükleyebilir.
Bu nedenle mesele bir ayrılık meselesinden çok daha büyüktür.
Mesele, yarını okuyabilme meselesidir.
Bugün önünüzde duran küçük işaretleri okuyamazsanız, yarın karşınıza çıkacak büyük tehlikeleri fark etmekte geç kalabilirsiniz.
Gelecekte oluşabilecek tehlikeyi göremeyen, çevresindeki menfaat hesaplarını okuyamayan, doğru ile yalanı birbirinden ayıramayan ve kendisine getirilen her bilgiyi sorgulamadan kabul eden bir kafa nereye kadar gidebilir?
Hep beraber göreceğiz.
Ben yine de kötü bir sonucun ortaya çıkmasını değil, yanılmayı tercih ederim.
Umarım yanılan ben olurum.
Umarım bugün yapılan tercihler yarın pişmanlığa dönüşmez.
Umarım bugün kulağa fısıldananların arkasındaki hesaplar, iş işten geçtikten sonra anlaşılmaz.
Zira zamanın çok güçlü bir hafızası vardır.
Bugün dikkate alınmayan uyarıları, yarın yaşanan hadiseler insanların önüne yeniden koyar.
O gün geldiğinde geriye dönüp;
“Keşke dinleseydik…”
demek hiçbir şeyi geri getirmez.
Ben bugün sadece tarihe küçük bir not düşüyorum:
Tehlike her zaman karşınızdan gelmez.Bazen hemen yanı başınızda durur, dost gibi görünür ve kulağınıza duymak istediğiniz şeyleri fısıldar.
Gerisini zaman gösterecek…
Ve zaman, kimin doğruyu söylediğini mutlaka ortaya çıkaracaktır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 11 Ağustos 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)