
KÖŞE YAZISI ¦ BİZİM NASİBİMİZE YANMAK DÜŞTÜ / 17 Ağustos 2026
Bizim nasibimize belki yanmak düştü, ama hiçbir zaman başkasının yangınına odun taşımadık.
Kendi sızımızı içimize gömdük, kendi ateşimizle kavrulduk. Acımızı başkasına yük etmedik, yaşadığımız haksızlıkları bahane ederek kimsenin canını yakmadık. Ne bir insanın ahını aldık ne de kimsenin ocağına incir ağacı diktik.
Bilirdik ki incitmek kolaydır,fakat incitilen bir kalbin hesabını vermek zordur. İnsan söylediği sözü unutabilir, yaptığı kötülüğü küçümseyebilir,ancak kırılan gönül unutmaz, ilahi adalet de hiçbir hesabı yarım bırakmaz.
Aylarca üzerimize gelindi.
Aylarca şahsımıza yönelik sistemli bir itibar suikastı yürütüldü.
Gerçeği bilmeden hüküm verenler, yalanı sorgulamadan paylaşanlar, sessiz kalarak yapılanlara cesaret verenler oldu.
İnsanların zihninde şüphe oluşturmak, ismimizi tartışmalı hâle getirmek ve yılların emeğini birkaç iftirayla gölgelemek istediler.
Ne yazık ki bütün bunlar yaşanırken kimseden tek bir ses çıkmadı.
Bugün adaletten, dostluktan ve vefadan söz edenlerin birçoğu, o günlerde üç maymunu oynadı.
Gerçeği bilenler sustu, yapılan haksızlığı görenler başını çevirdi.
Bir zamanlar aynı sofrayı paylaştıklarımız, en çok ihtiyaç duyduğumuz anda sessizliği tercih etti.
Mücadelemi tek başıma verdim.
Kimsenin gölgesine sığınmadan, kimseden medet ummadan kendi hakikatimin arkasında durdum.
İnsan bazen kalabalıkların arasında değil, yapayalnız kaldığında kim olduğunu anlar.
Kimin gerçekten dost, kimin yalnızca iyi günlerin yol arkadaşı olduğu da böyle zamanlarda ortaya çıkar.
Çok sınandık…
Güvendiklerimizden yara aldık, yanımızda sandıklarımızın uzağımızda durduğunu gördük.
Sustuk diye güçsüz, sabrettik diye çaresiz zannedildik.
Oysa bizim suskunluğumuz korkudan değil, terbiyemizdendi.
Sabrımız acizliğimizden değil, vicdanımızdandı.
Biz sustuk, çünkü her söze cevap vermeyi kendimize yakıştırmadık.
Ancak susmak, unutmak değildir.
Sabretmek de yapılanları kabullenmek anlamına gelmez.
Vakti geldiğinde hakikatin konuşacağını, yalanın kendi karanlığında kaybolacağını biliyorduk.
Bize yapılanı başkasına yapmadık.
Kötülüğe kötülükle karşılık vererek kendimizi kirletmedik.
İftiranın karşısına iftirayla, çirkinliğin karşısına çirkinlikle çıkmadık.
İnsanoğlu, kendisine yapılanlarla değil,yapılanlar karşısında sergilediği tavırla karakterini ortaya koyar.
Kaybettik belki…
Yalnız bırakıldık, incitildik, haksızlığa uğradık. Fakat onurumuzdan, vicdanımızdan ve insanlığımızdan hiçbir şey kaybetmedik.
Ne kadar sınansak da çizgimizi bozmadık, duruşumuzdan eksiltmedik. Başımızı öne eğdirecek hiçbir hesabın, pazarlığın ya da karanlık ilişkinin içinde olmadık.
Bugün hâlâ ayaktaysak, bunu kalabalıklara değil, haklılığımıza, sabrımıza ve tertemiz vicdanımıza borçluyuz.
Bizim nasibimize yanmak düştü belki…
Ama kimseyi yakmadık.
Kendi yangınımızı içimizde söndürmeye çalışırken dahi başkasının ocağına ateş düşürmedik.
Çünkü insanın asıl zaferi, kendisine kötülük yapanlara benzememektir.
Ve insanın bu dünyadan götürebileceği en büyük servet, arkasında bıraktığı temiz bir isim, dimdik bir duruş ve kimsenin ahıyla kirlenmemiş bir vicdandır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 17 Ağustos 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)