Manşetten Düşenler Siyaset Yazarlar

AZADLIK MEYDANI’NDAN ANITKABİR’E; TÜRK DÜNYASININ ELÇİBEY’İ

AZADLIK MEYDANI’NDAN ANITKABİR’E; TÜRK DÜNYASININ ELÇİBEY’İ

KÖŞE YAZISI ¦ AZADLIK MEYDANI’NDAN ANITKABİR’E; TÜRK DÜNYASININ ELÇİBEY’İ / 22 Ağustos 2026

Bazı liderler iktidarlarıyla, bazıları saraylarıyla, bazıları da geride bıraktıkları servetle hatırlanır.
Ebulfez Elçibey ise milletine duyduğu karşılıksız sevgi, Türk dünyasının birliği uğruna verdiği mücadele ve Mustafa Kemal Atatürk’e olan sarsılmaz bağlılığıyla gönüllerde yaşamaktadır.

Elçibey’i anlamak için önce Bakü’deki Azadlık Meydanı’na bakmak gerekir.

Sovyet baskısının bütün ağırlığıyla hissedildiği yıllarda Azadlık Meydanı, Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık iradesinin yükseldiği yerdi.
Yüz binlerce insanın hürriyet talebiyle toplandığı o meydanda yalnızca bir yönetim değişikliği değil, yıllarca susturulan bir milletin yeniden ayağa kalkışı vardı.

Elçibey, bu büyük uyanışın öncülerinden biriydi.

Milletine tepeden bakan bir lider değil, halkıyla aynı meydanda omuz omuza duran ve bedel ödemeyi göze alan gerçek bir halk adamıydı. Onun mücadelesi makam arayışı değil, Azerbaycan’ın Moskova’nın gölgesinden kurtulması ve kendi millî kimliğiyle yeniden ayağa kalkması mücadelesiydi.

Azadlık Meydanı’nda yükselen ses açıktı.

Azerbaycan esir olmayacak, Türk kimliğinden vazgeçmeyecek ve geleceğini başkalarının yazdığı senaryolara teslim etmeyecekti.

Elçibey’in “suçu” da buydu!

Rusya’nın nüfuzuna karşı çıkıyor, Batılı güçlerin enerji hesaplarına boyun eğmiyor, Azerbaycan’ın petrolünün ve geleceğinin milletin iradesiyle yönetilmesini istiyordu.
Yüzünü Moskova’ya değil Ankara’ya; rotasını emperyalist merkezlere değil Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık çizgisine çeviriyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada Azerbaycan’ın Mustafa Kemal Paşa’nın yolunda ilerleyeceğini açıkça ifade etmişti. Anadolu’ya duyduğu sevgiyi ise şu sözlerle anlatmıştı.

“Memleket o kadar güzel, Anadolu o kadar şerefli, onun insanları o kadar yücedir ki bu memlekete girerken de bu memleketten çıkarken de her şey tazim talep eder; her şey baş eğmek ister.”
Anıtkabir Özel Defteri’ne yazdığı satırlar, onun hangi fikrin ve hangi büyük davanın temsilcisi olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyuyordu.

“Ey büyük Türk’ün büyük komutanı, seni ziyaret etmekle özüm ve bütün milletim adına şeref duydum. Senin askerin, Ebulfez Elçibey.”
Bu sözler, sıradan bir diplomatik nezaket değildi. Türk dünyasının bir evladının, bağımsızlığın başkomutanına sunduğu tarihî bir sadakat beyanıydı.
Geriye dönüp baktığımızda Elçibey’in Atatürk sevgisinin sözde veya protokol gereği olmadığını çok daha iyi anlıyoruz.

O, Atatürk’ü yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak değil, bütün Türk dünyasının bağımsızlık meşalesini yakan büyük bir önder olarak görüyordu.

Nahçıvan’da bizzat çektiğim videoda, Yemen Türküsü’nü söylerken gözlerinden süzülen yaşlar da onun Anadolu’ya ve Türk milletine duyduğu derin sevginin en samimi şahididir. O anlarda karşımızda bir cumhurbaşkanından çok, Türk milletinin acısını kendi acısı bilen, Çanakkale’den Yemen’e kadar verilen bütün şehitleri yüreğinde taşıyan bir Türk evladı vardı.

O gözyaşları ne siyasî bir gösteriydi ne de hazırlanmış bir görüntüydü. Bir ömrün, bir hasretin ve parçalanmış Türk coğrafyasına duyulan hüznün yürekten kopan ifadesiydi.

Elçibey’in Atatürk sevgisi de Türk dünyası ülküsü de işte bu kadar sahici, derin ve karşılıksızdı.

Ne var ki bağımsız, millî ve Atatürk çizgisinde ilerleyen bir Azerbaycan’dan rahatsız olanlar vardı.

Rusya’nın bölgedeki hesapları, Batılı petrol şirketlerinin enerji mücadelesi ve farklı güç merkezlerinin faaliyetleri, Azerbaycan’ın geleceği üzerinde karanlık bir gölge oluşturuyordu.

Elçibey’in devrilmesiyle sonuçlanan 1993 süreci, yalnızca içeride yaşanan sıradan bir iktidar kavgası olarak değerlendirilemez. İngiliz ve Amerikan petrol şirketlerinin bu süreçteki rolüne ilişkin iddialar, yıllar sonra uluslararası basına da yansıdı. Elçibey’in ardından petrol anlaşmaları iptal edildi, ülkenin enerji kaynakları yeniden paylaştırıldı ve Azerbaycan’ın dış politikadaki istikameti değiştirildi.

Bu sürecin en dikkat çekici ve karanlık taraflarından biri de FETÖ yapılanmasının Azerbaycan’daki faaliyetleriydi.

Elçibey, İngilizce eğitim görüntüsü altında Azerbaycan’ın geleceğine nüfuz etmeye çalışan bu yapının okullar açmasına izin vermedi.

Çünkü mesele yalnızca okul açmak değildi.
Eğitim üzerinden bürokrasiye, siyasete, iş dünyasına ve devletin karar mekanizmalarına uzanacak bir kadrolaşmanın zemini hazırlanıyordu.

Elçibey sonrasında ise kapılar ardına kadar açıldı.

FETÖ’ye bağlı okullar ve dershaneler ülkenin birçok bölgesinde faaliyet göstermeye başladı. Yapılanma, eğitim, hizmet ve diyalog söylemlerinin arkasına saklanarak kendisine geniş bir nüfuz alanı oluşturdu.

Türkiye’de bu yapının yayın organı olan Zaman gazetesinin Elçibey karşıtı çevreleri öne çıkarması ve yeni yönetimi destekleyen yayınlar yapması da üzerinde dikkatle durulması gereken bir gerçektir.

Bugünden geriye bakıldığında tablo çok daha açık görünmektedir.

FETÖ hiçbir ülkeye yalnızca okul açmak için gitmedi. Gittiği her yerde devletin kılcal damarlarına sızmak, kendisine bağlı kadrolar yetiştirmek ve küresel güç odaklarının kullanabileceği nüfuz alanları oluşturmak için çalıştı.

Türkiye’de 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan ihanet, bu yapılanmanın onlarca yıl boyunca Türk coğrafyalarında hangi karanlık amaçların peşinden gittiğini de bütün çıplaklığıyla göstermiştir.

Elçibey, tehlikeyi birçok kişiden önce gördü. Bu nedenle FETÖ’ye mesafe koydu; Azerbaycan’ın çocuklarının yabancı merkezlerden yönetilen bir yapılanmanın eline teslim edilmesine razı olmadı.

Türkiye’de bazı siyasî çevreler ile FETÖ’nün yayın organları yeni yönetimi desteklerken Elçibey’in yanında açıkça duranlar ülkücüler ve Türk Ocakları oldu.

Çünkü onlar, yaşananların basit bir iktidar değişikliği olmadığını; Azerbaycan’ın millî istikametinin değiştirilmek istendiğini görüyorlardı.

İktidarını kaybeden Elçibey, doğduğu Keleki köyüne çekildi. Makamını kaybetti fakat duruşunu kaybetmedi. Siyasî gücü elinden alındı fakat Türk dünyasının birliği, Azerbaycan’ın tam bağımsızlığı ve Atatürk’ün gösterdiği yol konusundaki inancından bir adım geri atmadı.

2000 yılında Türkiye’ye geldiğinde uzun süredir sustuğunu, yakında konuşacağını söylüyordu. Ancak ömrü buna yetmedi. Yalnızca dört ay sonra, 22 Ağustos 2000 tarihinde Ankara’da hayata gözlerini yumdu.

Ondan geriye saraylar, servetler ve şaibeli hesaplar kalmadı. Azadlık Meydanı’nda yükselttiği bağımsızlık iradesi, Anıtkabir’e yazdığı “Senin askerin” sözü ve Nahçıvan’da Yemen Türküsü’nü söylerken döktüğü samimi gözyaşları kaldı.

Ebulfez Elçibey yalnızca Azerbaycan’ın eski cumhurbaşkanı değildi. O; Sovyet esaretine meydan okuyan bir bağımsızlık önderi, FETÖ’nün karanlık yapılanmasına kapılarını kapatan basiretli bir devlet adamı ve Türk dünyasının birliği için ömrünü ortaya koyan gerçek bir Türk milliyetçisiydi.

Azadlık Meydanı’ndan Anıtkabir’e uzanan o kutlu yürüyüşün adı Elçibey’di.
Gayrı söylenecek başka söz kalmadı. En güzelini sen söyledin.

“Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Atatürk’ün askeri, Türk dünyasının Elçibey’i…
Vefatının yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 22 Ağustos 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL