
KÖŞE YAZISI ¦ SAKARYA; BİR MİLLETİN KADERİNİ SAVUNDUĞU SATIH / 23 Ağustos 2026
Tarihler 23 Ağustos 1921’i gösterdiğinde, Sakarya’nın doğusunda yalnızca iki ordu karşı karşıya gelmemişti.
Bir tarafta Anadolu’yu bütünüyle teslim almak isteyen işgal kuvvetleri, diğer tarafta ise istiklalinden vazgeçmemeye yemin etmiş bir millet vardı.
Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nin ardından Türk ordusu, Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmiş, Yunan ordusu ise Ankara’ya doğru ilerlemeye başlamıştı. Başkent tehdit altındaydı. Meclisin Kayseri’ye taşınması dahi tartışılıyor, milletin kaderini belirleyecek büyük hesaplaşma her geçen gün yaklaşıyordu.
İşte Sakarya Meydan Muharebesi, böylesine ağır şartlar altında başladı.
23 Ağustos’ta başlayan ve Polatlı’dan Haymana’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada devam eden savaş, tam 22 gün 22 gece sürdü. Top sesleri Ankara’dan duyuluyor, Anadolu’nun kaderi her tepede, her siperde ve her karış toprakta yeniden yazılıyordu.
Savaşın en çetin anlarında bazı birlikler geri çekilmek zorunda kalıyor, savunma hattında yer yer kırılmalar yaşanıyordu. Ancak Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın tarihe geçen emri, mücadelenin yalnızca askeri anlayışını değil, bir milletin vatan kavrayışını da ortaya koyuyordu.
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.”
Bu emirle birlikte savunma, belirli bir hatta sıkışmaktan çıkarak bütün vatana yayıldı. Bir mevzi kaybedildiğinde savaş sona ermiyor; geride yeniden mevzi alınıyor, mücadele son nefese kadar devam ediyordu.
Çünkü savunulan yalnızca Ankara değildi.
Savunulan, milletin bağımsızlığı, Anadolu’nun geleceği ve henüz kurulmamış Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesiydi.
Türk askeri, günlerce süren uykusuzluğa, yokluğa ve ağır kayıplara rağmen direnmekten vazgeçmedi. Yaklaşık 5 bin 713 vatan evladı şehit düştü, 18 bin 480 askerimiz yaralandı. Her biri, bu toprakların tapusuna canıyla ve kanıyla imza attı.
Nihayet 13 Eylül 1921’de Yunan ordusu Sakarya Nehri’nin batısına çekilmek zorunda kaldı. Ankara’nın işgal edilme tehlikesi ortadan kalkarken, Millî Mücadele’nin seyri de kesin biçimde Türk milletinin lehine döndü.
Sakarya’dan önce geri çekilen Türk ordusu, Sakarya’dan sonra düşmanı vatan topraklarından söküp atacak stratejik üstünlüğü ele geçirdi. Bir yıl sonra gerçekleştirilen Büyük Taarruz’un ve 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin yolu, işte bu destansı direnişle açıldı.
TBMM, kazanılan zaferin ardından 19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya “Mareşal” rütbesi ile “Gazi” unvanını verdi. Ancak bu zaferin gerçek sahibi, cephede savaşan askerinden kağnısıyla mühimmat taşıyan Anadolu kadınına kadar, istiklal uğruna bütün varlığını ortaya koyan Türk milletiydi.
Sakarya, yalnızca kazanılmış bir meydan muharebesi değildir. Bir milletin, bütün imkansızlıklara rağmen teslim olmayacağını dünyaya ilan ettiği tarihî bir irade beyanıdır.
Aradan 105 yıl geçti…
Fakat Sakarya’nın kıyılarından yükselen o ses hâlâ aynı hakikati haykırıyor.
Vatan, yalnızca üzerinde yaşadığımız bir toprak parçası değil, uğruna can verilen, nesilden nesile emanet edilen mukaddes bir bütündür.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Sakarya’yı geçilmez kılan bütün kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 23 Ağustos 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)