ŞEKER FABRİKALARI ALARM VERİYOR, YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR

ŞEKER FABRİKALARI ALARM VERİYOR, YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR

KÖŞE YAZISI ¦ ŞEKER FABRİKALARI ALARM VERİYOR, YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR / 04 Eylül 2026

Bir şeker fabrikasının bacası yalnızca üretimin değil, bir şehrin geçiminin de işaretidir.
O bacadan yükselen dumanın ardında çiftçinin alın teri, işçinin emeği, nakliyecinin ekmeği ve esnafın umudu vardır.
Bu nedenle sektörden yükselen uyarıları yalnızca fabrikaların ekonomik sıkıntısı olarak görmek, meselenin büyüklüğünü kavrayamamaktır.

Bugün konuştuğumuz sorun, birkaç işletmenin bilançosundan çok daha fazlasıdır.
Anadolu’nun üretim gücü, binlerce ailenin geçimi ve tarımsal geleceğimiz söz konusudur.

Sektör temsilcilerinin açıklamaları ciddi bir maliyet-fiyat dengesizliğine işaret ediyor. Enerjiden işçiliğe, gübreden nakliyeye kadar giderler yükselirken fabrikaların şekeri maliyetlerini karşılayacak fiyatlarla satmakta zorlandığı belirtiliyor. Hüseyin Akay’ın dile getirdiği sorunlar da bu kaygıların dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.

Ürettiği malı sürekli maliyetinin altında satan bir işletme ne kadar dayanabilir?
Daha önemlisi, ekonomik gücünü kaybettiğinde ona bağlı geçinen insanlar ne yapar?

Fabrikanın zararı yalnızca sahibinin veya ortaklarının meselesi değildir.
Zamanla çiftçinin gelirine, işçinin güvencesine, nakliyecinin kazancına ve esnafın kasasına yansır. Üretim zincirinin bir halkasında başlayan sıkıntı, bütün bölgenin sorununa dönüşür.

Pancar tarladan fabrikaya, şeker fabrikadan pazara kendiliğinden ulaşmaz.
Bu sürecin arkasında şoförler, nakliyeciler, tamirciler ve sayısız işletme vardır.
Fabrikanın çarkı döndüğünde bir şehrin ekonomik hayatı da hareketlenir.

Bu yüzden çiftçiyi, fabrikayı, çalışanı ve tüketiciyi karşı karşıya getiren bir anlayışla çözüm üretilemez. Çiftçi emeğinin karşılığını almalı, fabrika üretimini sürdürebilmeli, çalışan işini korumalı, nakliyeci kazanmalı ve vatandaş şekere makul fiyatlarla ulaşabilmelidir.
Birini korurken diğerini zayıflatan politikalar, sonunda hepsine zarar verir.

Stok sorunu da aynı bütünlük içinde değerlendirilmelidir. Satılamayan şeker, depoda bekleyen ürün kadar işletmenin kullanamadığı sermayedir.
Stok büyüdükçe finansman yükü ağırlaşır; çiftçiye, çalışana ve tedarikçiye karşı yükümlülüklerin yerine getirilmesi zorlaşır.

Dolayısıyla mesele yalnızca şeker fiyatını artırmak ya da düşürmek değildir.
Üretim planlaması, tüketim, kota, stok, finansman ve dış ticaret politikaları birlikte ele alınmalıdır.

İlk adım, sektörün bütün taraflarını aynı masada buluşturmaktır.
Fabrikaların maliyetleri, stokları, borçları ve ödeme takvimleri somut verilerle değerlendirilerek üreticinin hakkını ve tüketicinin alım gücünü gözeten bir yol haritası hazırlanmalıdır.

Sorumluluk yalnızca kamu yönetimine de ait değildir. Fabrika yönetimleri kaynak kullanımından borçlanmaya, yatırımlardan pazarlamaya kadar şeffaf ve hesap verebilir olmalıdır.
Çiftçinin emeğini savunmak, ortak olduğu kuruluşların nasıl yönetildiğini sorgulamayı da gerektirir.

Yetki makamındakiler açısından artık sorunları dinlemek yeterli değildir. Beklenen, hangi adımın kim tarafından ve ne zaman atılacağının açıklanmasıdır. Toplantılar karara, kararlar uygulamaya dönüşmedikçe çiftçinin de işçinin de kaygısı giderilemez.

Bugün üretimden vazgeçen çiftçiyi yarın tarlaya döndürmek kolay olmayabilir. Kaybedilen tecrübeyi, kapanan işletmelerin ticari bağlarını ve zayıflayan bölge ekonomisini kısa sürede yeniden kuramazsınız.

Şeker fabrikalarından yükselen ses, yalnızca bir sektörün destek talebi değil; emeğin, üretimin ve Anadolu’nun geçim mücadelesinin sesidir.

Sorumluluğu birbirine devretmenin değil, çözüm için harekete geçmenin zamanıdır.

Bir fabrikanın bacası sustuğunda yalnızca makineler durmaz,bir şehrin umudu da eksilir.

O umut tükenmeden, o çarklar durmadan…

Bugün adım atılmalıdır.
Yarın gerçekten çok geç olabilir.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 04 Eylül 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL