YAKINLIK MESAFEYLE DEĞİL, GÖNÜLLE ÖLÇÜLÜR…

YAKINLIK MESAFEYLE DEĞİL, GÖNÜLLE ÖLÇÜLÜR…

KÖŞE YAZISI ¦ YAKINLIK MESAFEYLE DEĞİL, GÖNÜLLE ÖLÇÜLÜR… / 23 Eylül 2026

İnsan bazen yanı başındakine sesini duyuramaz, kilometrelerce uzaktaki bir gönle ise tek kelime etmeden kendisini anlatır.

Yanı başında durduğu hâlde ruhuna kör olana değil, kilometrelerce öteden içindeki sızıyı hissedene sadakat denir.
Aşk da vefa da gerçek dostluk da böyle bir gönül bağının adıdır.

Yanındaki, Ebu Cehil misali hakikate körse varsın uzaktaki, Veysel Karani gibi gönülden duyanın olsun.
Zira gerçek yakınlık aynı mekanda bulunmak değil, aynı duyguda buluşabilmektir.

Değer bilmek, fiziken yakın olmakla ilgili değildir.
Aynı sofraya oturmak, aynı yolda yürümek, her gün yüz yüze gelmek de insanları birbirine gerçekten yakın kılmaz. Yakınlık; kalben ve zihnen aynı hizada durabilmek, söylenmeyeni anlayabilmek, verilen emeği görebilmek ve zor zamanda sırtını dönmemektir.

Hayatın içinde öyle insanlar çıkar ki gözünüzün içine bakarlar fakat gönlünüzdeki kırgınlığı göremezler. Yanınızda otururlar ancak ruhunuzdaki fırtınadan habersizdirler.
Kendileri için verdiğiniz emeği, yaptığınız fedakarlıkları ve ödediğiniz bedelleri görmezden gelirler.

Size birkaç adım mesafededirler fakat gönlünüze fersah fersah uzaktırlar.

Böyle insanlara kendinizi anlatmaya çalışmak çoğu zaman boşuna bir gayrettir. Görüş mesafesi yakın olsa da idrak kapısı kapalıdır. Sözünüzü duyarlar ama manasını anlamazlar. Emeğinizi görürler ama kıymetini teslim etmezler. İyiliğinizden faydalanırlar fakat vefa göstermeye gelince sizi tanımazlar.

Bazıları gerçekten göremediği için değil, görmek işine gelmediği için kördür. Bazıları anlamadığı için değil, anladığında kendi vefasızlığıyla yüzleşmek zorunda kalacağı için duymazdan gelir. Nankörlüklerini gizleyebilmek için emeğinizi küçültür, fedakarlıklarınızı sıradanlaştırır, iyiliğinizi ise kendi haklarıymış gibi görürler.

Oysa insanın gerçek değeri, iyi günlerinde çevresinde toplanan kalabalıklarla değil, dar gününde sessizce yanında duran yüreklerle anlaşılır. Herkesin alkışladığı zamanlarda yanınızda olmak kolaydır.
Asıl sadakat, yalnız kaldığınızda kapınızı çalabilmek, herkes sustuğunda hakkınızı savunabilmektir.

Hakiki bağ, her gün yan yana durmak değildir.
Araya yollar, şehirler ve yıllar girse bile aynı samimiyeti koruyabilmektir.
Bir insanın yokluğunda da hakkını savunmak, zor zamanında elini bırakmamak, iyiliğini unutmamak ve hatırını menfaatten üstün tutmaktır.

Bazen uzaktaki bir insan, sizi en yakınınızdakinden daha iyi tanır. Sesinizdeki titremeyi fark eder, sustuğunuz yerde ne anlatmak istediğinizi bilir. Sizi yalnızca ihtiyacı olduğunda aramaz; gönlü istediği için halinizi sorar. Emeğinizi küçümsemez, iyiliğinizi unutmaz, yokluğunuzda da hakkınıza sahip çıkar.

İşte sadakat budur.

İşte vefa, tam da böyle bir karakter meselesidir.

Her yakınınız dostunuz olmadığı gibi, her uzağınız da yabancınız değildir.
Kimin gönlünüzde ve hayatınızda nerede durduğunu sözleri değil, davranışları belirler. İnsanların ne söylediğine değil, zor zamanda nerede durduğuna,ne vaat ettiğine değil, sizin için neyi göze aldığına bakmak gerekir.

Ruhunuza kör, emeğinize sağır ve iyiliğinize nankör olanların yanı başında durmaktansa, kıymetinizi uzaktan da olsa bilen asil yüreklerle aynı gönül hizasında bulunmak daha değerlidir.

Mesafeler samimiyete engel değildir. Gönlü uzak olan için ise aynı çatı altında bulunmanın hiçbir anlamı yoktur.

Lafa değil, hale bakın.

Yakınlığa değil, sadakate bakın.

Kalabalığa değil, samimiyete bakın.

Gönülden gören için mesafelerin hiçbir hükmü yoktur. Gönlü kör olan ise yanı başınızda dursa bile size daima uzaktır.

İnsanın nasibi, çevresindeki insanların çokluğu değil, kendisini gerçekten anlayan bir gönle rastlamaktır.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 23 Eylül 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL