DOKUZ CANIN ARDINDAN, HANGİ VİCDANLA?

DOKUZ CANIN ARDINDAN, HANGİ VİCDANLA?

KÖŞE YAZISI ¦ DOKUZ CANIN ARDINDAN, HANGİ VİCDANLA? / 15 Ekim 2026

İliç’te dokuz işçi hayatını kaybetti. Dokuz eve ateş düştü. İnsanlar sevdiklerini toprağa verirken geriye ağır sorular, büyük bir acı ve hesap verilmesi gereken bir facia kaldı.

Şimdi aynı madenin önüne yeniden bir izin belgesi konuluyor.

Soruyoruz;
O sahada ne değişti?

Hangi tehlikeler giderildi?

Hangi ihmallerin hesabı soruldu?

İşçilerin ve bölge halkının güvenliği hangi somut verilerle garanti altına alındı?

Bu sorular açıkça yanıtlanmadan atılan her imza, kamu vicdanındaki yarayı daha da derinleştirir.

Çöpler Altın Madeni’ndeki yüzde 80 payın 1,5 milyar dolara devredilmesi, ticari bir işlemdir. Ancak şirketlerin el değiştirmesi, yaşanan facianın üzerini örtemez.
Yeni bir sahip, geçmişin sorumluluğunu silemez, milyar dolarlık bedeller, dokuz insanın yokluğunu karşılayamaz.

İnsan hayatını maliyet hesabına sıkıştıran anlayışın karşısında açıkça durmak zorundayız.
Bir işçi, üretim tablosundaki rakam değildir.
Eve dönmesini bekleyen çocukları, annesi, babası, yarım kalan hayalleri vardır.

Kalkınma adına konuşanlar, önce o evlerin sessizliğini duymalıdır.

Üstelik mesele yalnızca maden sahasında çalışanların güvenliğiyle sınırlı değildir.
Bölge halkının sağlığı, toprağın verimliliği, suyun temizliği ve gelecek kuşakların yaşam hakkı da bu kararların içindedir.

Karasu Nehri ve Bağıştaş Barajı’na yönelik riskler hakkında dile getirilen itirazlar, geçiştirilecek ayrıntılar değildir.
Su kaynaklarının güvenliği konusunda kamuoyu açık, bilimsel ve denetlenebilir yanıtlar bekliyor.

Bir su kaynağı zarar gördüğünde bedelini şirket bilançoları ödemez.
O suyu içen insan, tarlasını sulayan çiftçi, hayvanını besleyen köylü öder. Tahribatın yükü, yıllarca o topraklarda yaşayanların sırtında kalır.

Kazanç özel kasalara girerken tehlikenin halka bırakıldığı bir düzeni kimse kalkınma diye sunamaz!

2022’de siyanür sızıntısının ardından durdurulan, daha sonra yeniden izin verilen işletmede, 2024’te dokuz işçi yaşamını yitirdi. Bu geçmişin ardından kamuoyundan sorgusuz güven beklemek, insanların hafızasını ve acısını küçümsemektir.

Güven, kurumların adını sıralayarak kurulmaz. Raporları açıklarsınız. Denetimin nasıl yapıldığını gösterirsiniz.
İtirazları yanıtlarsınız. Sorumluluğu üstlenirsiniz.

Geçici faaliyet belgesinin verilmesi, madenin fiilen yeniden üretime başladığını tek başına göstermiyor. Fakat belgenin geçici olması, taşıdığı sorumluluğu hafifletmiyor. İnsan sağlığına ve çevreye ilişkin bir kararın sonuçları, belgenin süresi dolduğunda ortadan kalkmaz.

Devletin yurttaşa karşı sorumluluğu açıktır.
İşçiyi korumak, suyu korumak, toprağı korumak ve tehlikeyi ortaya çıkmadan önlemek.

Bu sorumluluk şirketlerin yatırım takvimine göre esnetilemez.
Halkın sağlığı, ekonomik beklentiler uğruna pazarlık konusu yapılamaz.

İliç hakkında soru soranlar cevap bekliyor. Aileler adalet, işçiler güvenlik, bölge halkı sağlıklı bir gelecek bekliyor.
Bu talepleri duymamak, yeni acıların karşısında söylenecek sözleri de tüketir.

Dokuz canın ardından hala önceliğimiz üretimin ne zaman başlayacağıysa, insan hayatına verdiğimiz değeri hep birlikte sorgulamak zorundayız.

Altın yerin altında bekleyebilir. İnsan hayatı bekletilemez.

İliç’te atılan her imzanın karşısında dokuz canın hatırası var.
O imzayı atanlar, yarın bir daha Böyle olacağını bilemezdik diyemez!

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 15 Ekim 2026
Çevre dostu bir kalem

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL