
KÖŞE YAZISI ¦ İHMAL SİZİN, BEDELİ MİLLETİN..! / 16 Ekim 2026
Depremde yıkılan binaların, selde suya gömülen sokakların, madenlerde sönen hayatların ardından hep aynı tartışma başlıyor.
Önce acılar paylaşılıyor, ardından açıklamalar yapılıyor.
Fakat söz, alınmayan tedbirlere ve yerine getirilmeyen görevlere geldiğinde karşımıza kader planı çıkarılıyor.
Oysa bir felaketin meydana gelmesiyle, felakete hazırlıksız yakalanmak aynı şey değildir.
Depremi engelleyemezsiniz, ancak yapı güvenliğini sağlamakla yükümlüsünüz.
Yağmuru durduramazsınız, fakat dere yataklarını korumak, altyapıyı güçlendirmek ve uyarıları dikkate almak sizin görevinizdir.
Madenlerde üretim yaptırıyorsanız, işçinin evine sağ dönmesini sağlayacak güvenlik şartlarını da oluşturmak zorundasınız.
Bu nedenle sorulacak soru bellidir.
Elinizdeki yetkiyi, tehlikeyi azaltmak için zamanında kullandınız mı?
Bu soruya cevap aramak, acı üzerinden siyaset yapmak değildir.
Kaybedilen hayatların ardından gerçeği öğrenmek ve yeni kayıpları önlemek için gereklidir.
Yapılmamış bir denetimin, ertelenmiş bir yatırımın ya da duyulmamış bir uyarının üzeri teselli sözleriyle örtülemez.
İnanç, insana en zor gününde dayanma gücü verir.
Ancak vatandaşın tevekkülü, yöneticinin sorumluluktan kaçış gerekçesine dönüştürülemez.
İnsanlardan sabır bekleyenlerin, önce kendi görevlerini ne ölçüde yerine getirdiklerini açıklaması gerekir.
Ekonomide de hesap verme yükümlülüğü değişmez.
Kur yükselirken, fiyatlar artarken, ücretler erirken vatandaş yaşadığı kaybın sebebini ve çıkış yolunu bilmek ister.
Çünkü alınan kararların sonucu, onun sofrasına, kirasına, çocuğunun eğitimine yansıyor.
Geçim sıkıntısını yaşayan insanlara sürekli dayanmayı öğütlemek, yönetim sorumluluğunu yerine getirmeye yetmez.
Makam, karar alma gücüyle birlikte hesap verme yükümlülüğü de taşır.
Başarıyı sahiplenen, başarısızlığın sebeplerini de açıklayabilmelidir.
Hata varsa kabul edilmeli, ihmal varsa ortaya çıkarılmalı, sorumlusu kim olursa olsun gereği yapılmalıdır.
Kamu vicdanını rahatlatacak olan, açıklamaların sertliği değil, sürecin açıklığı ve adaletidir.
Ne var ki her sorgulamanın önüne Şimdi zamanı mı? itirazı konulduğunda, eksikler yerinde kalır. Gündem değişir, verilen sözler unutulur; bir sonraki felakette aynı sorular yeniden sorulur.
Bu döngüyü kırmanın yolu, denetimi işler hale getirmek ve hiçbir makamı hesap verme sorumluluğunun dışında tutmamaktır.
Milletin ödediği bedel bir istatistikten ibaret değildir. Yıkılan evde yılların emeği, kaybedilen insanda bir ailenin geleceği vardır. Her ihmal, geride kalanların hayatında kolay kapanmayacak bir boşluk açar.
Devlet ciddiyeti, tehlikeyi önceden görmeyi, kaynakları doğru kullanmayı ve vatandaşın hayatını her türlü hesabın üzerinde tutmayı gerektirir.
Görevini yapmayanın hesabı, acı çeken insanların sabrına bırakılamaz.
İhmal sizin, bedeli milletin olacak, hesap sorulunca da adına kader denilecek…
Yersen tabii!
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 16 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)