
KÖŞE YAZISI ¦ MÜHLET, BERAAT DEĞİLDİR… / 17 Ekim 2026
İnsanın adalet duygusunu en çok yaralayan şey, zulmün ardından gelen sessizliktir. Can yakanların hayatlarına rahatça devam etmesi, hak yiyenlerin itibar görmesi, masumların ise acılarıyla baş başa bırakılmasıdır.
Böyle zamanlarda insanın yüreğinden aynı soru yükseliyor…
Bunca kötülük yapanın yanına mı kalacak?
Hayır. Fakat adaletin tecellisini yalnızca dünya hayatında arayan insan, gördüğü manzarayı hesabın sonu zannedebilir.
Oysa zalimin bugün ayakta olması haklı olduğunu, güçlü görünmesi de hesaptan kurtulduğunu göstermez.
Çünkü mühlet, beraat değildir.
Kur’an-ı Kerim, İbrahim suresinin 42. ayetinde Allah’ın zalimlerin yaptıklarından habersiz olmadığını, onların hesabını gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne ertelediğini bildirir.
Bu uyarı, gücüne güvenerek başkasının hakkını çiğneyen herkes için ağır bir ikazdır.
İnsan bazen elindeki imkanlara aldanır. Makamının kendisini koruyacağını, servetinin her kapıyı açacağını, çevresindeki kalabalığın her yaptığını meşru göstereceğini sanır. Susturduğu insanlarla birlikte hakikati de susturduğuna inanır.
Hesap vermeden geçirdiği her günü, haklılığının delili saymaya başlar.
Oysa bir insanı susturmak, uğradığı haksızlığı ortadan kaldırmaz. Bir kötülüğün üzerini örtmek, onu yaşanmamış kılmaz. Kalabalıkların alkışı, tek bir mazlumun hakkını silemez.
Dünyanın görmediği nice acı vardır. Kapalı kapılar ardında çiğnenen haklar, korkudan anlatılamayan kötülükler, kimse duymasın diye bastırılan hıçkırıklar, İnsanların bilmediği yahut bilip de yüz çevirdiği hiçbir şey Allah’ın bilgisinin dışında değildir.
Zilzâl suresinin 7 ve 8. ayetleri,zerre kadar hayrın da şerrin de karşılığının görüleceğini bildirir.
Böyle bir hesap karşısında, Kimse görmedi diyerek kurtulmak mümkün müdür?
Bazı kötülüklerin açtığı yaralar bir ömre sığmaz.
Bir çocuğun elinden alınan güveni, bir annenin yüreğine düşürülen ateşi,iftirayla karartılan bir hayatı hangi karşılık bütünüyle onarabilir?
Dünya mahkemelerinde verilen hükümler bile kaybedilen yılları, dağılan yuvaları, yitirilen hayatları geri getiremez.
İlahi adalet inancı, bu dünyada eksik kalan hesapların sahipsiz kalmayacağına duyulan güvendir.
Meâric suresinde, günahkar kişinin o günün azabından kurtulabilmek için çocuklarını, yakınlarını ve yeryüzündeki herkesi fidye vermek isteyeceği anlatılır. Dünyada başkalarının hayatını kendi menfaati uğruna hiçe sayan insan, o gün kurtuluş için elindeki her şeyden vazgeçmeye razı olacaktır.
Ancak ahirette hesap olduğuna inanmak, bugün haksızlığa göz yummanın bahanesi olamaz. Zulme karşı çıkmak, mazlumun sesini duyurmak ve adalet için çabalamak da sorumluluğumuzdur. İnanç vicdanımızı rahatlatıp kenara çekilmemizi değil, yaptıklarımız kadar, yapabilecekken yapmadıklarımızı da sorgulamamızı gerektirir.
Bütün bunların ortasında insanın yüreğine işleyen bir cümle var.
Ben her şeyi Allah’a anlatacağım.
Bir çocuğun ağzından yükseldiğini düşündüğümüzde bu sözün ağırlığı daha da artar.
Çünkü o cümlede, dünyada kendisine kulak verecek birini bulamamanın derin kimsesizliği vardır.
Yalnızca zulmedene değil duyduğu gördüğü ve yardım edebileceği halde susanların vicdanına da dokunur.
Her şeyi bilen Allah,elbette anlatılmayan acıyı da bastırılan feryadı da bilir. Mazlumun bu sözü, derdini duyuramadığı insanlardan sonra adaletine sığındığı son kapıyı gösterir.
Zalim bugün kendisine mazeret bulabilir. Yaptıklarını gizleyebilir, sorumluluğunu başkasına yükleyebilir, kendisini haklı gösterecek insanları etrafına toplayabilir.
Fakat bunların hiçbiri incittiği insanın hakkını ortadan kaldırmaz.
Bir gün makamlar geride kalacak,şakşakcılar dağılacak, bahaneler tükenecek. İnsan, dünyada kendisini koruduğunu sandığı her şeyden uzak yaptıklarıyla yüzleşecektir.
O gün susturulanın sözü, çiğnenenin hakkı,yarım bırakılan hayatların hesabı sorulacaktır.
Zalimin en büyük yanılgısı, kendisine tanınan zamanı suçsuzluğunun delili sanmasıdır.
Oysa mühlet, beraat değildir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 17 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)