
KÖŞE YAZISI ¦ KARDEŞLİK SLOGANLA DEĞİL, DEVLET CİDDİYETİYLE KORUNUR / 03 Kasım 2026
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, siyasi liderlerin şahsi hesaplarına, dönemsel çıkar ilişkilerine ve diplomatik manevralarına teslim edilemeyecek kadar köklü ve değerlidir.
Bu kardeşlik, makam sahiplerinin birbirlerine duyduğu yakınlıktan değil, iki milletin ortak tarihinden, kültüründen, acılarından ve mücadelelerinden doğmuştur.
Ancak son dönemde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in izlediği dış politika, Türkiye açısından ciddi biçimde sorgulanması gereken bir noktaya gelmiştir.
Kardeşlik, bir devlet başkanına sınırsız siyasi dokunulmazlık tanımak değildir. Hele ki kardeşlik söyleminin arkasına sığınılarak Türkiye’nin hassasiyetlerinin ikinci plana itilmesine göz yummak hiç değildir.
Aliyev’in Türkiye’de düzenleneceği belirtilen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne katılmama kararı, yalnızca diplomatik bir tercih olarak geçiştirilemez.
Katılmama gerekçesi olarak yoğun çalışma programı ve önceden planlanan etkinliklerin gösterilmesi, kamuoyunda oluşan soru işaretlerini ortadan kaldırmamaktadır.
Türk dünyasının geleceğinin, siyasi dayanışmasının ve stratejik birlikteliğinin konuşulacağı bir zirveye katılmamak, sıradan bir takvim meselesi olarak görülemez.
Üstelik gündeme yansıyan programın bir futbol organizasyonuyla ilişkilendirilmesi, meselenin ciddiyetini daha da artırmaktadır.
Türk dünyasının geleceğiyle ilgili bir zirveye zaman ayıramayan bir devlet başkanının, başka bir organizasyona öncelik vermesi elbette sorgulanacaktır.
Burada tartışılması gereken futbol değildir. Tartışılması gereken, devlet yönetiminde ortaya konulan siyasi önceliklerdir.
Asıl üzerinde durulması gereken bir başka mesele ise Aliyev yönetiminin İsrail ile geliştirdiği stratejik ilişkilerdir.
Azerbaycan’ın İsrail ile askerî, ekonomik, enerji ve savunma alanlarında kurduğu yakın ilişkiler bilinen bir gerçektir. Her bağımsız devletin kendi çıkarları doğrultusunda dış politika geliştirme hakkı vardır. Ancak bu hak, alınan kararların siyasi sonuçlarını sorgulanamaz hâle getirmez.
Türkiye, Gazze’de yaşanan insanlık dramı karşısında İsrail yönetimine açık ve sert bir tavır koyarken, Bakü yönetiminin Tel Aviv ile sürdürdüğü stratejik ortaklığın Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine yansımaları da tartışılmalıdır.
Aliyev yönetimi artık şu soruya açık bir cevap vermelidir.İsrail ile kurulan stratejik yakınlık, Türkiye ile ilişkilerde hangi noktada ve ne ölçüde belirleyici olmaktadır?
Bu soruyu sormak Azerbaycan’a düşmanlık değildir. Tam tersine, iki ülke arasındaki ilişkinin samimiyetini ve geleceğini önemsemektir.
Elimizde somut deliller olmadan Aliyev’in kararlarının İsrail veya herhangi bir yabancı istihbarat servisi tarafından yönlendirildiğini ileri süremeyiz. Ancak İsrail ile geliştirilen ilişkilerin siyasi etkilerini sorgulamak da gazeteciliğin ve kamuoyu denetiminin gereğidir.
Başörtüsü konusundaki tartışmalar, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın açıklamaları ve Türkiye kamuoyundan yükselen tepkiler üzerinden oluşan gerilim de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bir devlet başkanı, ülkesine yönelik her eleştiriyi diplomatik kriz gerekçesine dönüştürmemelidir. Hele ki eleştiri, kardeş olarak görülen bir ülkeden geliyorsa, gösterilecek tavır daha fazla sağduyu ve devlet ciddiyeti gerektirir.
Kardeşlik, yalnızca Türkiye’den anlayış beklemek değildir. Gerektiğinde Türkiye’nin hassasiyetlerine de aynı anlayışı gösterebilmektir.
Burada hafızaları tazelemekte yarar var.
Türkiye, Karabağ mücadelesinde Azerbaycan’ın yanında tereddütsüz durmuştur. Türk milleti, Azerbaycan’ın acısını kendi acısı, zaferini kendi zaferi olarak görmüştür.
Türkiye’nin siyasi, diplomatik ve askeri alandaki desteği, iki ülke arasındaki dayanışmanın en güçlü örneklerinden biri olmuştur.
Elbette Azerbaycan’ın Karabağ’daki başarısı, öncelikle Azerbaycan halkının ve ordusunun fedakarlığının eseridir. Ancak Türkiye’nin ortaya koyduğu tarihi dayanışma da görmezden gelinemez.
Bu nedenle Türkiye’nin kardeşlik hukukundan doğan beklentilerini dile getirmesi son derece doğaldır.
Türkiye’nin dostluğu karşılıksız bir teslimiyet, kardeşliği ise her siyasi karara sessiz kalma mecburiyeti olarak görülemez.
Aliyev’in siyasi tercihleri eleştirildiğinde bunu Azerbaycan halkına yönelik bir saldırı gibi sunanlar, aslında millet ile siyasi iktidar arasındaki temel ayrımı görmezden gelmektedir.
Azerbaycan halkı başımızın tacıdır. Azerbaycan’ın bağımsızlığı, güvenliği ve toprak bütünlüğü Türkiye için tarihî öneme sahiptir.
Ancak İlham Aliyev, Azerbaycan halkının kendisi değildir.
Onun siyasi kararları, diplomatik tercihleri ve uluslararası ilişkileri sorgulanabilir, eleştirilebilir ve gerektiğinde sert biçimde karşılık bulabilir.
Hiçbir devlet başkanı, temsil ettiği milletin tarihî kardeşliğini kendi siyasi tercihlerine kalkan yapamaz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu süreçte Türkiye’nin devlet itibarını, diplomatik ağırlığını ve Türk dünyasındaki öncü rolünü koruyan kararlı bir duruş sergilemesi önemlidir.
Türkiye, Azerbaycan ile kardeşliğini korurken kendi ilkelerinden, millî menfaatlerinden ve devlet vakarından taviz vermek zorunda değildir.
Dostluk başka şeydir, siyasi tercihleri sorgusuz kabul etmek başka şey.
Kardeşlik başka şeydir, yanlış görülen kararlar karşısında susmak başka şey.
Devletler arasındaki ilişkiler, liderlerin kişisel yakınlığına veya kırgınlığına göre yönetilemeyecek kadar ciddidir.
Aliyev yönetimi, Türkiye ile ilişkilerinde kardeşlik söyleminin sağladığı güveni korumak istiyorsa, bu güvenin gerektirdiği siyasi sorumluluğu da göstermelidir.
Bir tarafta Türk dünyasının birliğinden söz edip diğer tarafta bu birlik açısından önem taşıyan diplomatik süreçlere mesafeli durmanın izahı kamuoyuna yapılmalıdır.
Bir tarafta Türkiye ile sarsılmaz kardeşlik vurgusu yapıp diğer tarafta Türkiye’nin en ciddi dış politika gerilimlerinden birini yaşadığı İsrail ile stratejik yakınlığı sürdürmenin doğurduğu çelişkiler de açıkça tartışılmalıdır.
Burada istenen, Azerbaycan’ın dış politikasını Ankara’nın belirlemesi değildir. İstenen, kardeşlik hukukunun tek taraflı beklentiler üzerine kurulmadığının anlaşılmasıdır.
Türkiye, kimsenin diplomatik tercihlerine göre konum değiştirecek bir devlet değildir. Türk milletinin kardeşlik duyguları da hiçbir siyasi liderin hesaplarına teslim edilemez.
Bugün Aliyev’in izlediği politikalara yönelik eleştirileri susturmaya çalışanlar, yarın bu politikaların iki ülke arasında doğurabileceği sorunların sorumluluğunu da düşünmelidir.
Gerçek dostluk, yanlış gördüğünü söyleyebilmektir. Gerçek devlet adamlığı ise eleştiriye tahammül gösterebilmek, görüş ayrılıklarını yönetebilmek ve tarihî ilişkileri kişisel siyasi hesapların üzerinde tutabilmektir.
“İki devlet, tek millet” sözü, ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan diplomatik bir slogan değildir. Bu söz, karşılıklı güven, saygı, samimiyet ve sorumluluk gerektiren tarihî bir taahhüttür.
Azerbaycan bizim kardeşimizdir ve öyle kalacaktır.
Ancak bu kardeşlik, Aliyev’in her kararını onaylayacağımız, her siyasi tercihini savunacağımız veya Türkiye’nin menfaatlerini ilgilendiren meselelerde sessiz kalacağımız anlamına gelmez.
Hiç kimse Türk milletinin Azerbaycan sevgisini, kendi siyasi kararlarına verilmiş sınırsız bir destek olarak görmemelidir.
Makamlar gelip geçer. Cumhurbaşkanları değişir. Siyasi ittifaklar kurulur ve dağılır. Fakat milletlerin ortak tarihi ve kardeşliği yaşamaya devam eder.
Azerbaycan halkıyla kardeşliğimiz tartışılmaz. Ancak Aliyev’in politikaları tartışılır, sorgulanır ve gerektiğinde en sert biçimde eleştirilir.
Kardeşlik milletlerindir, devlet yönetimi ise sorumluluk gerektirir. Hiçbir lider, iki kardeş milletin tarihinden ve geleceğinden daha büyük değildir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 03 Kasım 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)