
KÖŞE YAZISI ¦ Yaşarken Ölenler ve Öldükten Sonra Yaşayanlar… / 11 Mayıs 2026
Cellatlar,
Tarih boyunca hep vardı.
Kimi bir tahtın gölgesinde,
kimi bir sarayın koridorunda,
kimi de makamların, güç odaklarının ve korkuların arkasında saklandı.
Ama hepsinin ortak bir özelliği vardı.
Sağırdılar,
Mazlumun çığlığını duymaz,
bir annenin gözyaşını görmez,
hakikatin haykırışına kulak vermezlerdi.
Çünkü zulüm, önce vicdanı öldürür.
Vicdanı ölenin ise artık ne kulağı duyar, ne dili hakikati söyler.
Bu yüzden cellatlar konuşmayı sevmez.
Sessizliği severler.
Karanlığı severler.
İz bırakmadan yaşamayı severler.
Çünkü bilirler ki;
tarih kahramanları altın harflerle yazar,
zalimleri ise lanetle anar.
Ne ilginçtir.
Birçok celladın mezarı bile isimsizdir.
Çünkü insanlık, zulmü unutmasa da zalimi onurla hatırlamaz.
Fakat bugün mesele sadece eline ip alan cellatlar değildir.
Asıl mesele;
haksızlık karşısında susanlardır.
Bir zulüm yaşanırken kafasını çeviren,
çıkarı bozulmasın diye sessiz kalan,
adaleti güçlüye göre eğip büken herkes,
aslında kendi ruhunu yavaş yavaş öldürmektedir.
Çünkü insan bazen bir kurşunla değil,
şerefsizce suskun kalışıyla çürür.
Bugün öyle bir çağdayız ki;
mazlum ağlarken gülenler var,
hakikati söyleyenleri susturmaya çalışanlar var,
zulmü alkışlayıp bunu başarı sananlar var.
Oysa tarih bize hep aynı şeyi gösterdi.
Firavunlar saraylarında güçlüydü ama Musa’nın hakikati karşısında kaybettiler.
Nemrutlar ateş yaktı ama hakikatin ışığını söndüremediler.
Hızır Paşalar hüküm sürdü ama Pir Sultan’ın sözü hâlâ yaşamaya devam ediyor.
Demek ki mesele güç değilmiş…
Mesele hangi tarafta durduğunmuş.
Çünkü bazı insanlar vardır;
ölür ama fikirleri yaşamaya devam eder.
Bir duruş bırakır,
bir iz bırakır,
bir mücadele bırakır.
Bazıları da vardır;
nefes alır ama aslında çoktan tükenmiştir.
Makamı vardır ama şahsiyeti yoktur.
Kalabalığı vardır ama karakteri yoktur.
Gücü vardır ama onuru yoktur.
Ve insan onurunu kaybettiği gün,
aslında yaşamayı değil,
çürümeyi sürdürür.
İşte bu yüzden dünya kurulduğundan beri iki insan tipi vardır:
Öldüğü halde yaşayanlar,
Bir de yaşadığı halde çoktan ölmüş olanlar…
Birinciler;
hakikatin yanında duranlardır.
Bedel ödeseler de eğilmeyenlerdir.
Korkuya teslim olmayanlardır.
İkinciler ise;
menfaat uğruna vicdanını satanlar,
zulüm karşısında susanlar,
güce secde edenlerdir.
Çünkü insanı yaşatan sadece nefesi değildir.
İnsanı yaşatan;
şerefi,
vicdanı
ve hakikate olan sadakatidir.
Bunları kaybedenler,
mezar taşını daha ölmeden sırtında taşımaya başlar.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 11 Mayıs 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)