ZİRVEYE ÇIKMAK MI, İNSAN KALMAK MI?

ZİRVEYE ÇIKMAK MI, İNSAN KALMAK MI?

KÖŞE YAZISI ¦ ZİRVEYE ÇIKMAK MI, İNSAN KALMAK MI? / 06 Haziran 2026

Günümüz dünyasında insanların önemli bir bölümü başarıyı yanlış ölçülerle değerlendiriyor.

Daha fazla para kazanmak, daha yüksek makamlara ulaşmak, daha çok güç elde etmek ya da çevresinde korkuyla karışık bir etki alanı oluşturmak başarı zannediliyor.

Oysa hayatın en acı gerçeklerinden biri şu ki;

Zirveye çıkmak zor değildir.
Asıl zor olan, insan kalarak zirvede kalabilmektir.

Bugün birçok kişi yükselmek uğruna dostlukları harcıyor, emekleri yok sayıyor,

İnsanların ayağını kaydırıyor, iftirayı, dedikoduyu ve kumpası bir yöntem olarak kullanabiliyor.
Kendisini yükseltmek yerine başkalarını aşağı çekerek yükseleceğini sanıyor.

Fakat unuttukları bir gerçek var ki;

Hayat bir asansör değil, dönen bir çarktandır.

Bugün yukarıdan baktığınız insanlar, yarın düştüğünüzde size el uzatabilecek son kale olabilirler.

Başkalarını ezerek çıkılan zirveler, en yalnız zirvelerdir.

Çünkü korkuyla kurulan ilişkiler sadakat üretmez.
Çıkarla kurulan dostluklar vefa doğurmaz.
Menfaat üzerine inşa edilen çevreler ise ilk fırtınada dağılmaya mahkûmdur.

İnsan yükselirken etrafındaki insanları da yükseltebiliyorsa değerlidir.

Bir makamı paylaşabiliyorsa, bir başarıyı bölüşebiliyorsa, bir gencin önünü açabiliyorsa değerlidir.

Aksi halde elde edilen şey başarı değil, sadece geçici bir üstünlük hissidir.

Daha da vahimi, toplum artık özgürlüğü değil, sahip olduklarını koruma telaşını satın alıyor.

Oysa gerçek zenginlik banka hesaplarında değil, insanın kendi hayatı üzerindeki tasarruf hakkındadır.

İstediği zaman Hayır diyebilmek,
Vicdanına aykırı bir işe mecbur bırakılmamak,
Korkmadan konuşabilmek,
Doğru bildiği yolda yürüyebilmek,
İşte bunlar servetten çok daha kıymetlidir.

Çünkü makam insanı güçlü gösterebilir.
Para insanı zengin gösterebilir.
Şöhret insanı görünür kılabilir.
Ama özgürlük yoksa bunların tamamı görünmez zincirlerden ibarettir.

Bu nedenle hayattaki en büyük başarı, daha fazla para kazanmak değil, zamanını ve hayatını nasıl yaşayacağına kendin karar verebilecek özgürlüğü elde etmektir.

Hiçbir para birimi özgürlük kadar değerli değildir.

Ancak asıl mesele burada da bitmiyor.

Çünkü günümüz insanının bir başka hastalığı daha var.

Gösteriş için iyilik yapmak,
Sosyal medya çağında insanlar artık yardım ederken bile alkış bekliyor.

Bir hayır yapıyor ama herkes görsün istiyor.

Bir destek veriyor ama karşılığında övgü bekliyor.

Bir iyilikte bulunuyor ama bunun karşılığında itibar devşirmeye çalışıyor.

Oysa iyiliği değerli kılan şey sonucu değil, niyetidir.

Eğer yapılan iyiliğin amacı vicdanı tatmin etmek değil de insanların takdirini kazanmaksa, o iyiliğin ahlaki değeri ciddi şekilde tartışmalıdır.

Çünkü insanların büyük bir kısmı kötülükleri de aynı nedenle işler.

Daha fazla alkış almak için,
Daha fazla görünmek için,
Daha fazla güç elde etmek için,
Yani amaç aynıysa, kullanılan yöntemlerin farklı olması kişiyi sanıldığı kadar üstün kılmaz.

Gerçek erdem, kimsenin görmediği yerde doğru olanı yapabilmektir.

Gerçek ahlak, menfaatin bittiği yerde başlayandır.

Gerçek karakter ise insanların alkışladığı zamanda değil, kimsenin bakmadığı anda ortaya çıkar.

Hayatın sonunda ne kadar para kazandığımız sorulmayacak.
Kaç makamda oturduğumuz da hatırlanmayacak.
Ne kadar alkış aldığımızın da bir önemi kalmayacak.
Geride yalnızca iki şey kalacak,
İnsanlara nasıl davrandığımız,

Ve hangi karakterle yaşadığımız,

Çünkü zirveye ulaşmak bir başarı olabilir.

Ama insan kalabilmek, ondan çok daha büyük bir meziyettir.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 06 Haziran 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL