
KÖŞE YAZISI ¦ DİYETİNİ ALANLAR, VİCDANINI KAYBEDENLER / 30 Haziran 2026
İnsan bazen düşmanından değil, aynı sofraya oturduğundan, aynı yolda yürüdüğünden, sırdaş bildiğinden yara alıyor.
Çünkü çağımızın en büyük yoksulluğu para değil, vefa, ahlak ve karakter yoksulluğudur.
Eskiler bir bedel ödemeye, bir fedakârlık göstermeye, bir borcu onuruyla kapatmaya “diyet” derlerdi.
Diyet, bazen bir canın, bazen bir hatanın, bazen de bir vicdan muhasebesinin karşılığıydı.
Bugün ise bazı insanlar, aldıkları diyet karşılığında sadece sözlerini değil, dostluklarını, hatıralarını ve insanlıklarını da satıyorlar.
Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde sıkça rastladığımız bir hakikat vardır.
İnsan, menfaati uğruna karakterinden vazgeçtiği gün aslında kaybetmeye başlamıştır.
Onun kahramanları çoğu zaman yoksuldur ama onurludur. Aç kalırlar ama eğilmezler.
Bilirler ki, insanın kaybettiği para yeniden kazanılır,fakat kaybettiği haysiyetin telafisi yoktur.
Bugün ise bambaşka bir toplum inşa ediliyor.
İnsanlar doğrularına göre değil, çıkarlarına göre saf değiştiriyor.
Dün omuz omuza yürüdükleri insanları, bugün küçük menfaatler uğruna gözlerini kırpmadan satabiliyorlar.
Bir makam, bir ihale, bir koltuk, birkaç kuruşluk hesap…
Ve ardından gelen derin bir sessizlik…
Zannediyorlar ki aldıkları diyet onları kurtaracak.
Oysa insan, başkasını satarak kazandığını sandığı her şeyin esiri olur.
Toplumun çürümesi de işte tam burada başlıyor.
İki yüzlülüğün normalleştiği, vefasızlığın başarı sayıldığı, omurgasızlığın pragmatizm diye pazarlandığı bir yerde, insanların birbirine güvenmesi mümkün değildir.
Eskiden insanlar düşmanının bile mert olmasını isterdi.
Şimdi ise dost görünenlerin hangi menfaat karşılığında yön değiştireceğini hesap etmek zorunda kalıyoruz.
Ömer Seyfettin’in kaleminden süzülen millî ve ahlaki duruş, bugün bize önemli bir ders veriyor.
Karakter, insanın pazara çıkaramayacağı tek servetidir.
İnsan bazen ekmeğini kaybeder ama şerefini korur, bazen yalnız kalır ama vicdanını satmaz.
Asıl zenginlik de budur.
Tarih boyunca parayla satın alınan sadakatlerin ömrü kısa olmuş, menfaat üzerine kurulan dostluklar ilk fırtınada yıkılıp gitmiştir.
Geriye ise sadece onuruyla yaşayanların ve sözünün arkasında duranların hikâyeleri kalmıştır.
Bugün alınan diyetler, yarın ödenecek vicdan borçlarının yanında çok küçük kalacaktır.
Çünkü insanın en ağır mahkemesi, gece başını yastığa koyduğunda kendi vicdanıyla yaptığı hesaptır.
Ve o hesapta ne para geçerlidir, ne makam, ne de menfaat,
Sadece insanlık kalır.
Ya da ondan geriye ne kaldıysa…
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 30 Haziran 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)