
KÖŞE YAZISI ¦ İncitmeden Yaşayabilmek.. / 13 Temmuz 2026
Hayat insana birçok şey öğretir.
Kimi zaman konuşmayı,
kimi zaman susmayı,
Kimi zaman mücadele etmeyi, kimi zaman da geri çekilmeyi.
Fakat bütün bu öğrendiklerimizin içinde belki de en kıymetlisi, kimseyi incitmeden yaşayabilmeyi öğrenmektir.
Âşık Hüdai’nin asırları aşan dizeleri, sadece bir şiir değil, insanın kendisiyle, Rabbiyle ve diğer insanlarla kurduğu ilişkinin adabını anlatan bir hayat rehberidir.
Her mısrasında bize şu hakikati hatırlatır.
Ehil olmadığın işe talip olma, bilmediğin sözü söyleme, taşıyamayacağın yükün altına girme ve en önemlisi, hiçbir gönlü incitme.
“Gönül çalamazsan aşkın sazını, ne perdeye dokun ne teli incit…”
Bu söz, yalnızca bir sazdan bahsetmez. Asıl anlatılan insan gönlüdür.
Gönül de bir saz gibidir.
Her teli ayrı bir duyguyu, her perdesi ayrı bir hikâyeyi taşır.
Onu anlamadan dokunan, ses değil gürültü çıkarır, huzur değil kırgınlık bırakır.
Bugün ne yazık ki insanlar konuşmayı marifet, kırmayı cesaret, incitmeyi de güç göstergesi sanıyor. Oysa gerçek kuvvet, öfkeye hâkim olabilmek, dili ölçülü kullanabilmek ve haklı olduğu hâlde haksızlık yapmamaktır.
Bir insanı susturabilirsiniz ama kırdığınız kalbi eski hâline döndürmek çoğu zaman mümkün değildir.
Bekle dost kapısını sadık dost isen, gönüller tamir et ehli dil isen…
İnsan olmak,sadece dost edinmek değil, dost kalabilmektir. Vefa, zor günlerde kapıyı çalabilmek, menfaat bittiğinde değil, ihtiyaç başladığında yanında durabilmektir.
Gönül yapmak ise bir bina inşa etmekten daha zordur.
Bir sözle yıkılan gönlü bazen yıllar bile onaramaz.
İçinde sevgi olmayanın dilinde merhamet olmaz. Kalbinde kibir taşıyanın adımlarında tevazu görülmez. Kendini düzeltmeden dünyayı düzeltmeye çalışanlar ise en büyük yanılgıyı yaşarlar.
İnsanın en çetin mücadelesi başkalarıyla değil, kendi nefsiyledir.
“Rızaya razı ol Hakk’a kailsen, ara bul mürşidi müşkülde isen…”
Hakikati aramak isteyen önce haddini bilmelidir. Bilmediğini öğrenmekten utanmamalı, yanlışıyla yüzleşebilmeli ve nefsinin fısıltısını değil, vicdanının sesini dinleyebilmelidir.
Hak yolunda yürümek, gösterişle değil, samimiyetle mümkündür.
Bugün dünyayı kirleten şey, sadece adaletsizlik değildir. Kibir, haset, ikiyüzlülük, iftira ve gönül kırmayı sıradanlaştıran anlayıştır. İnsanlar birbirini yenmeye çalışırken, aslında kendi insanlıklarını kaybettiklerinin farkına bile varmıyorlar.
Oysa bu dünya kimseye kalmadı. Makamlar değişti, servetler el değiştirdi, alkışlar sustu, kalabalıklar dağıldı. Fakat güzel ahlakla anılan insanlar, asırlar geçse de gönüllerde yaşamaya devam etti.
Âşık Hüdai’nin son nasihati ise bütün bu sözlerin özüdür aslında,
“Ne kimseden incin ne eli incit.”
Belki de hayatın en büyük olgunluğu budur.
Kin taşımadan yürüyebilmek,
Affetmenin büyüklüğünü anlayabilmek,
Haksızlığa karşı dimdik dururken bile adaletten ayrılmamak,
Ve ardında kırık gönüller değil, hayır duaları bırakabilmek.
İnsanın gerçek zenginliği malı değil, geride bıraktığı güzel izdir.
En büyük mirası ise serveti değil, karakteridir.
Dünya gelip geçicidir. Kalıcı olan, gönüllerde bıraktığımız iz, dilimizden dökülen söz ve Rabbimizin huzuruna götüreceğimiz amellerdir.
Öyleyse gelin; sevgiyi çoğaltalım, merhameti büyütelim, hakikatten ayrılmayalım ve hiçbir gönlü incitmeyelim.
Bazen bir kalbi kırmamak, bin doğru söz söylemekten daha büyük bir erdemdir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 13 Temmuz 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)