
KÖŞE YAZISI ¦ Devleti Yıpratmak Değil, Devleti Güçlendirmek.. / 17 Temmuz 2026
Devlet, bir milletin sadece yönetim aygıtı değildir, ortak hafızası, ortak vicdanı ve ortak geleceğidir.
Tarihin her döneminde devletini koruyan milletler ayakta kalmış, devletini tartışma konusu hâline getiren toplumlar ise içeriden zayıflamış, dışarıdan yönlendirilmeye açık hâle gelmiştir.
Türk milleti, binlerce yıllık devlet geleneğiyle dünyada eşine az rastlanır bir tecrübeye sahiptir.
Bu topraklarda Devlet, yalnızca sınırları koruyan bir güç değil, adaleti ayakta tutan, mazluma sahip çıkan ve milletin birliğini sağlayan en büyük müessesedir.
Bu sebeple devleti hedef alan her girişim, aslında milletin geleceğini hedef almaktadır.
Tarih boyunca doğrudan devlete saldırmanın sonuç vermeyeceğini bilen odaklar, yöntemlerini değiştirmiştir. Önce yalan üretilmiş, ardından algılar inşa edilmiş, tiyatrolar sahnelenmiş, şovlarla kamuoyu yönlendirilmeye çalışılmıştır. Gerçekler gölgelenmek istenmiş, hakikatin sesi gürültüyle bastırılmaya çalışılmıştır.
Bugün de değişen yalnızca aktörlerdir, senaryo aynıdır.
Hakikatin yerine algıyı koymaya çalışanlar, yalanı tekrar ederek gerçeğe dönüştüreceklerini zannetmektedir.
Oysa tarih, hiçbir yalanın sonsuza kadar yaşayamadığını, hiçbir algının hakikati ebediyen örtemediğini defalarca göstermiştir.
Hakikat gecikir ama kaybolmaz.
Er ya da geç ortaya çıkar ve herkesi kendi vicdanıyla baş başa bırakır.
Daha düşündürücü olan ise makam ve mevkiyi millete hizmetin emaneti olarak görmek yerine, şahsî hırsların ve egoların tatmin aracı hâline getiren anlayıştır.
Kendisini hukukun, devletin ve millet iradesinin üzerinde görenler, bulundukları makamın kendilerine güç verdiğini sanırlar. Oysa makam insana değer katmaz,insan, makama değer katar. Karakteri sağlam olmayanların elinde makam, sadece kibri büyüten geçici bir süstür.
Yalanla kurulan düzenler, algıyla ayakta tutulmaya çalışılan yapılar, soygunla, talanla ve çıkar ilişkileriyle beslenen anlayışlar uzun ömürlü olmamıştır.
Tarihin her döneminde bunların sonu aynı olmuştur. Çünkü devlet ciddiyet ister, adalet ister, liyakat ister, ahlak ister ve en önemlisi millete sadakat ister.
Elbette devlet eleştirilebilir. Yanlışlar dile getirilir, eksikler konuşulur, hukuk içinde çözüm aranır. Ancak devleti itibarsızlaştırmayı marifet sanmak, devletin yerine başka güç odaklarını koymaya çalışmak ya da millet ile devlet arasındaki güven bağını koparmaya uğraşmak; eleştiri değil, toplumsal düzenin temelini sarsmaya yönelik bir anlayıştır.
Unutulmamalıdır ki hiçbir kişi, hiçbir grup ve hiçbir yapı devletin yerine geçemez. Devlet,şahıslarla değil, milletle vardır. Şahıslar gelir geçer, makamlar değişir, alkışlar diner, gündemler unutulur.
Fakat devlet bakidir. Millet bakidir.
Bugün herkes bir tercih yapmak zorundadır.
Ya hakikatin, hukukun ve devletin yanında duracaktır…
Ya da yalanın, algının, sahte kahramanlıkların ve günübirlik menfaat hesaplarının peşinden sürüklenecektir.
Tercihler yalnız bugünü değil, yarını da belirler.
Tarih ise hiçbir zaman gürültü çıkaranları değil, milletine, devletine ve hakikate sadakat gösterenleri hayırla yâd etmiştir.
Çünkü devlet bir makam değil, bir medeniyetin omurgasıdır.
O omurga dimdik ayakta kaldığı sürece, ne yalan galip gelir, ne algı kazanır, ne de tiyatrolar hakikatin önüne geçebilir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 17 Temmuz 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)