
KÖŞE YAZISI ¦ KÖTÜLÜĞÜN ADINI DEĞİŞTİRİNCE… / 07 Ekim 2026
Toplumlar, yalnızca kötülük yapıldığı için çürümez.
Asıl çürüme, kötülüğe başka isimler bulunduğunda başlar. Yanlış, kendisini savunacak bir dil edindiğinde yüzleşme ihtiyacı ortadan kalkar. İnsan, yaptığından utanmak yerine onu ne kadar ustalıkla gerekçelendirdiğiyle övünür.
Kayırmacılığa vefa, çıkar ilişkisine dostluk, ilkesizliğe şartlara uyum denir. Başkasının hakkını çiğneyerek sonuç almak ise iş bitiricilik sayılır.
Böylece kelimeler, gerçeği anlatmak için değil, gerçeğin üzerini örtmek için kullanılır.
Düzen böyle, Herkes yapıyor, Hayatın gerçeği bu sözleri, vicdanı susturmanın kolay yollarıdır. Kendi menfaatini hayatın kaçınılmaz kuralı gibi sunan insan, sorumluluğunu da bu cümlelerin arkasına bırakır. Kimse yanlış yaptığına inanmadığında, yanlıştan dönmek için bir neden de kalmaz.
Geriye tek bir mesele kalıyor. İşini yürütmek.
Kimin emeğinin yok sayıldığı, hangi sözün çiğnendiği, kimin hakkının yendiği artık hesabın dışında tutulur. Kazanç sağlanmışsa yöntem sorgulanmaz.
Bu anlayış yerleştikçe dürüstlük, insanın önünü kesen bir zaaf gibi görülür, her kapıya uygun söz bulmak ise meziyet sayılır.
Böyle bir düzende hakkını isteyen huzursuzluk çıkarmakla, hesap soran kötü niyetle suçlanır. Yapılanı konuşmak yerine itiraz edenin kimliği, niyeti ve üslubu tartışılır.
Sorunun cevabı verilmez, soruyu soran yıpratılır.
Çürümenin en ağır sonucu da bu, Dürüst insanın, dürüstlüğünü savunmak zorunda bırakılması.
Üstelik bütün bunlar çoğu zaman özenle hazırlanmış açıklamalarla sunulur. Soruların önüne övgüler yığılır, sorumluluğun yerine mazeretler konulur.
Verilen zararın giderilmesi unutulur, bütün çaba, görüntünün kurtarılmasına harcanır. Ortada çürümenin gayet başarılı bir halkla ilişkiler departmanı kalır.
Fakat güzel kurulmuş hiçbir cümle, hakkı yenmiş insanın kaybını gidermez.
Alkış, adaletin yerini tutmaz. Bir davranışın yaygınlaşması da onu doğru yapmaz. Kalabalığın onayıyla vicdanın hükmü her zaman aynı değildir.
Bir toplumun ahlakı, insanların kendileri hakkında söyledikleriyle ölçülmez. Güç ellerindeyken başkalarına nasıl davrandıklarıyla, çıkarları tehlikeye girdiğinde hangi ilkeden vazgeçtikleriyle ölçülür.
Asıl karakter, bedeli olmayan sözlerde değil, bedel ödemeyi gerektiren kararlarda ortaya çıkar.
Bu yüzden ihtiyaç duyduğumuz şey, daha parlak açıklamalar değil, açık bir yüzleşmedir.
Yanlışı kabul edecek cesaret, verilen zararı giderecek sorumluluk ve aynı kolaycılığa yeniden teslim olmayacak bir irade…
İnsan, kendisini anlattığı hikâyeyle bir süre idare edebilir. Fakat o hikaye, başkalarına yaşattıklarını silemez.
Bir gün bütün o süslü sözler unutulur, geriye kimin hakkını koruduğunuz, kimin hakkına girdiğiniz kalır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 07 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)