
KÖŞE YAZISI ¦ ADALETİN TERAZİSİ NEREDE KURULUR? BU DÜNYADA MI, BAŞKA BİR DÜNYADA MI? / 08 Ekim 2026
İnsanın en ağır yüklerinden biri, uğradığı haksızlığın karşılıksız kaldığını görmektir.
Kötülüğü yapan hayatına rahatça devam ederken mağdurun yaşadıklarının yükünü taşımayı sürdürmesi, yalnızca güvenini değil, hayata bakışını da sarsar.
Böyle zamanlarda adalet, bir kavram olmaktan çıkar, insanın ayakta kalabilmek için tutunduğu umuda dönüşür.
Bu dünyada kapanmayan hesabın başka bir dünyada görüleceğine inanmak, yaralı vicdanlara teselli verir. Duyulmayan feryadın, yok sayılan emeğin, cezasız kalan kötülüğün bir gün karşılık bulacağı düşüncesi insana dayanma gücü kazandırır.
Fakat teselli, kaybedilen hakkın yerini tutabilir mi?
Ahirete duyulan inanç, insanın yaşadığı dünyaya karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Hakkı elinden alınana “Bir gün karşılığını bulur” demek, bugün onun yanında durma yükümlülüğümüzü azaltmaz. Mağdura sabır öğütlerken haksızlığı yapanın karşısında susuyorsak, acının bütün yükünü yine onu çekene bırakıyoruz demektir.
Üstelik bekleyen yalnızca bir karar değildir, bir insanın emeği, itibarı ve geri gelmeyecek yıllarıdır. Geciken adalet, haklılığı teslim edebilir,ancak kaybedilen zamanı geri veremez. Haksız yere örselenmiş bir hayatın bütün yaraları, tek bir hükümle kapanmaz.
Adaletin ölçüsünü belirlemek de kolay değildir. Emeğin çalınması, onurun incitilmesi ve hayatın elinden alınması aynı ağırlıkta değildir.
Yine de dışarıdan küçük görünen bir haksızlık, onu yaşayanın içinde derin bir kırılmaya yol açabilir.
Birinin söyleyip unuttuğu söz, bir başkasının yıllarca taşıdığı yaraya dönüşebilir. Acının ortak bir cetveli yoktur.
Bununla birlikte, herkesin yalnızca kendi kırgınlığını ölçü kabul ettiği bir dünyada ortak adalet kurulamaz.
Hak arayışının öfkeye ve intikama teslim olmaması için gerçeği araştırmak, delili gözetmek ve herkesin hakkını aynı titizlikle korumak gerekir.
Vicdan, mağdurun sesini duymamızı sağlar, hukuk, bu sesin somut bir karşılık bulmasını güvence altına almalıdır.
Bu bağ koptuğunda insanlar haklı olmaktan çok, güçlü birine yakın durmanın yollarını aramaya başlar. Hakkın yerini ilişkinin, adaletin yerini nüfuzun aldığı yerde toplumsal güven aşınır. İnsan, başına bir şey geldiğinde hangi kurala dayanacağını değil, kimi arayacağını düşünüyorsa terazinin dengesi bozulmuş demektir.
Kusursuz bir adalet düzenine ulaşmanın güçlüğü, yanlışları düzeltme sorumluluğundan bizi kurtarmaz. İnsan yanılabilir, kurumlar hata yapabilir. Önemli olan, itirazın duyulduğu, hatanın ortaya çıkarılabildiği ve mağduriyetin giderilebildiği bir düzen kurmaktır.
Bu sorumluluk yalnızca mahkeme salonlarında başlamaz. İş yerinde emeğe gösterilen saygıda, kamu görevinde verilen kararda, bir insan hakkında konuşurken gözetilen hakkaniyette de kendini gösterir.
Adalet anlayışımız, günlük hayatımızdaki tercihlerle sınanır.
Kendi hakkımızı savunmak kolaydır. Asıl sınav, sevmediğimiz birinin hakkı çiğnendiğinde veya yakınımız haksızlık yaptığında başlar.
Bize faydası dokunanın yanlışına karşı durabiliyor, kendimiz için istediğimiz hakkı başkası için de savunabiliyor muyuz?
Terazinin gerçek ayarı burada belli olur.
Ölümden sonra hesabın nasıl görüleceği konusunda farklı düşünebiliriz.
Ancak bugün acı çeken bir insanın sesini duymak için aynı inancı paylaşmamız gerekmez. Onun yalnızlığını büyütmemek, gerçeğin yanında durmak ve gücümüz ölçüsünde hakkını korumak, insan olmanın sorumluluğudur.
Asıl soru, adaletin bir gün nerede kurulacağı kadar, bizim bugün o terazinin neresinde durduğumuzdur.
Terazi bir gün kurulacak diye, bugün hakkı yenilen insanı yalnız bırakamayız.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 08 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)