
KÖŞE YAZISI ¦ SELANİK’İN KAYBI, RUMELİ’NİN SUSMAYAN ACISI / 18 Ekim 2026
Balkan Harbi’ni okumak kolay değildir. Her sayfada dağılan ailelerle, boşalan evlerle, doğduğu topraklardan koparılan insanlarla karşılaşırsınız. Askerî yenilgilerin ve antlaşmaların arasında, evine bir daha dönemeyenlerin hikâyesi vardır. Rumeli’de toprakla birlikte, nesiller boyunca kurulmuş bir hayat ve geleceğe duyulan güven de kaybedilmiştir.
Bu büyük kopuşun en ağır simgelerinden biri Selanik’tir.
Limanı, ticareti, eğitim kurumları ve canlı fikir hayatıyla Selanik, Osmanlı’nın başlıca merkezlerinden biriydi. İmparatorluğun Rumeli’deki varlığının güçlü dayanaklarından olan bu şehrin kaybı, haritadaki bir sınır değişikliğinin çok ötesinde anlam taşır. Yüzyıllardır kök salınan bir coğrafyada devletin tutunma gücünün ne ölçüde zayıfladığını gösterir.
Kasım 1912’de Hasan Tahsin Paşa’nın şehri Yunan ordusuna teslim etmesi, bu çerçevede değerlendirilmelidir. Teslime giden süreç; askerî hazırlık, komuta kararları ve savaşın yönetimi bakımından ciddi bir hesaplaşmayı gerektirir. Meseleyi yalnızca son karara indirgemek, o kararı hazırlayan ihmalleri ve çözülmeyi gözden kaçırır. Selanik’in kaybını anlatmak için abartılı rivayetlere ihtiyaç yoktur; yaşananların kendisi yeterince ağırdır.
Fakat bütün bu tartışmaların ortasında, savaşın bedelini ödeyen insanlar unutulmamalıdır.
Devlet çekilirken herkes onunla birlikte çekilemiyordu. Tarlasını işleyen çiftçi, dükkânını açan esnaf, çocuğunu büyüten anne, bir anda kendisini güvencesizliğin içinde buluyordu. İnsanlar, dün ekmeklerini kazandıkları sokaklardan bugün canlarını kurtarmak için kaçmak zorunda kalıyordu.
Balkan Savaşları sırasında sivillerin uğradığı zulme ilişkin tanıklıklar, dönemin uluslararası incelemelerine de yansıdı. Carnegie Komisyonunun 1914’te yayımladığı rapor, Müslüman halkın uğradığı şiddete ve yaşadığı yıkıma ilişkin kayıtlar da içerir. Rumeli’nin acısı, aile büyüklerinin anlattığı hatıraların yanında tarihî belgelerde de karşımıza çıkar.
Bugün tek kelimeyle göç dediğimiz hadisenin arkasında bu hayatlar vardır. O kelime, insanların hangi korkuyla yola çıktığını ve geride neler bıraktığını anlatmaya her zaman yetmez. Muhacirlik; evinin anahtarını yanında taşıdığı hâlde o kapıyı bir daha açamamak, çocuklarına memleketini ancak hatıralarıyla tanıtabilmektir.
Rumeli’nin hikâyesi, sınırların değişmesiyle sona ermedi. Geride kalan topluluklar, sonraki dönemlerde kimliklerini ve kültürlerini korumak için ağır mücadeleler verdi. Bulgaristan’da yürütülen zorla isim değiştirme kampanyası, bu baskının en çarpıcı örneklerinden biridir. Türkçeye, dinî hayata ve kültürel kimliğe yönelik müdahaleler; hapislerle, Belene’ye gönderilen insanlarla ve 1989’da yüz binlerce Türk’ün Türkiye’ye gelmek zorunda kalmasıyla hafızalara kazındı.
Bir insanın adını zorla değiştirmek, onun geçmişiyle kurduğu bağı hedef almaktır. Annesinin seslenişine, babasından kalan hatıraya, ailesinin hafızasına müdahale etmektir. Dilini susturmak ise çocuklarına aktaracağı dünyayı daraltmaktır. İnsan, doğduğu yerde yaşamaya devam ederken bile kendi yurdunda yabancılaştırılabilir.
Bu yaşananları araştırmak, yazmak ve öğretmek bir hafıza sorumluluğudur. Kendi insanımızın uğradığı haksızlıkları anlatırken başka milletlerin acılarını küçümsemeye ihtiyacımız yoktur. Tarihe karşı dürüstlük, zulmü belgeleriyle ortaya koymayı ve sorumluluğu doğru adrese yöneltmeyi gerektirir. Geçmişteki yönetimlerin suçlarını bugünün insanlarına topluca yüklemek, hakikate hizmet etmez.
Selanik’in kaybına dönüp baktığımda, yitirilen bir şehrin hüznüyle birlikte devletin zayıflamasının bedelini ödeyen sivilleri görüyorum. Yollarda dağılan aileleri, yarım kalan hayatları, yıllar sonra bile memleketinin adını söylerken sesi titreyen muhacirleri düşünüyorum.
Devlet yönetimindeki hazırlıksızlıkların, ihmallerin ve yanlış kararların bedeli, alındıkları dönemle sınırlı kalmıyor. O bedeli, kuşaklar boyunca insanımız ödüyor.
Balkan Harbi’ni okuyun; ağlarsınız. Fakat sayfa kapandığında geriye yalnızca hüzün kalmasın. O hüznün ardından öğrenme, araştırma ve anlatma iradesi gelsin.
Rumeli’den koparılan insanlara borcumuz, yaşadıklarını doğru bilmek ve unutturmamaktır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 18 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)