Siyaset Yazarlar

Otobüs Şarampole Yuvarlandı, Hala Muavin Değiştiriyorlar

Otobüs Şarampole Yuvarlandı, Hala Muavin Değiştiriyorlar

KÖŞE YAZISI ¦ Otobüs Şarampole Yuvarlandı, Hala Muavin Değiştiriyorlar / 03 Kasım 2026

Otobüs yoldan çıkmış, bunlar hala muavin değiştirme peşindeler…
Oysa mesele muavin değil, direksiyondakidir.
Mesele koltukların yerini değiştirmek değil, otobüsü uçuruma sürükleyen yönetim anlayışıdır.
Artık öyle bir noktaya gelindi ki şoförü değiştirseniz de yolu değiştirseniz de yaşananları yok sayamazsınız.
Otobüs şarampole yuvarlandı.
Yolcular canından oldu. Otobüs pert…

Ama birileri hala hiçbir şey olmamış gibi yolculuğun ne kadar güzel geçtiğini anlatıyor.
Tam bir trajedi…

Bir ülkede hayat her geçen gün pahalılaşıyor, vatandaşın alım gücü eriyor, emeklinin maaşı daha cebine girmeden tükeniyor, asgari ücretli ay sonunu değil, haftanın sonunu hesaplıyorsa ortada ciddi bir yönetim sorunu vardır.
Market raflarında fiyatlar durmuyor. Kiralar el yakıyor. Elektrik, doğalgaz, ulaşım, eğitim ve sağlık harcamaları aile bütçelerini zorluyor.
Dün bir maaşla geçinebilen insanlar bugün iki gelirle ayakta kalmaya çalışıyor. Gençler geleceklerini planlamak yerine ülkeden gitmenin yollarını araştırıyor. Emekli, yıllarca verdiği emeğin karşılığında huzurlu bir hayat beklerken pazarda akşam saatlerini kolluyor.
Bütün bunlar yaşanırken çıkıp millete sabır tavsiye etmek, ekonomik başarı hikayeleri anlatmak, sorumluluğu sürekli başka adreslerde aramak artık inandırıcılığını kaybetmiştir.
Çünkü vatandaşın mutfağındaki yangın, kürsülerden yapılan konuşmalarla söndürülmüyor.

Ekonomi rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi, bir babanın çocuğuna istediğini alamadığında yaşadığı mahcubiyettir.
Bir annenin mutfakta yaptığı hesaptır. Bir emeklinin ilaçla ekmek arasında tercih yapmak zorunda kalmasıdır.
Ve en acısı, bütün bu sıkıntılara rağmen insanlara hala eskisinden daha iyi yaşadıklarının anlatılmasıdır.

Yoksulluğu kader, geçim sıkıntısını sabır imtihanı, başarısızlığı dış güçlerin oyunu olarak sunan bir anlayış, kendi sorumluluğuyla yüzleşmekten kaçıyor demektir.

Ne diyordu Pir Sultan Abdal..
“Bir halden anlamaz cahile, kul eyledi zaman bizi…”
Bugün milyonlarca insanın yaşadığı çaresizliği bundan daha anlamlı hangi söz anlatabilir?

Ancak mesele yalnızca ekonomik sıkıntılar değildir.
Asıl mesele, bu sıkıntıları ortaya çıkaran kararların hesabının sorulmaması, yanlış politikaların bedelinin sürekli vatandaşa ödetilmesidir.

Başarı varsa sahiplenen çoktur.
Başarısızlık varsa sorumlu ortada yoktur.

Yanlış kararlar alınır, faturası millete kesilir. Hesaplar tutmaz, yeni vergiler getirilir. Bütçeler zorlanır, kemer sıkması istenen yine vatandaştır.
Nedense fedakarlık denildiğinde ilk akla gelen milletin sofrasıdır. Makamların konforu, israfın hesabı ve ayrıcalıkların bedeli ise aynı kararlılıkla sorgulanmaz.

Bu ülkenin insanları çalışmaktan yorulmadı. Emek vermekten, üretmekten, alın teri dökmekten kaçmadı.
İnsanlar, çalıştıkları halde geçinememekten yoruldu!
Her sabah yeni bir zam haberiyle uyanmaktan, her ay biraz daha yoksullaşmaktan, geleceğe umutla bakamamaktan yoruldu.
Daha da önemlisi, yaşadığı sıkıntının kendisine inkar ettirilmesinden yoruldu.

Bir yönetimin en büyük yanlışı hata yapmak değildir. Hatasını kabul etmemek, aynı yanlışta ısrar etmek ve ortaya çıkan ağır tabloyu başarı gibi pazarlamaktır.
Devlet yönetmek, alkış toplamak değildir. Devlet yönetmek, sorumluluk üstlenmektir. Milletin yaşadığı sıkıntıyı görmek, eleştiriyi dinlemek ve gerektiğinde yanlış kararlardan vazgeçebilmektir.
Direksiyon hakimiyetini kaybedenlerin, kazanın sorumluluğunu yolculara yükleme hakkı yoktur.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sloganlar, yeni vitrinler, yeni isimler ya da koltuk değişiklikleri değildir.
İhtiyaç duyulan şey, akıl, liyakat, adalet, hesap verebilirlik ve milletin gerçek hayatına dokunan köklü bir yönetim anlayışıdır.
Çünkü aynı yanlış politikaları sürdürerek farklı sonuçlar beklemek, çözüm üretmek değil, başarısızlıkta ısrar etmektir.
Bir ülkenin gerçek zenginliği, yönetenlerin anlattığı başarı hikayeleriyle değil, vatandaşın sofrasındaki ekmekle, gençlerin geleceğe duyduğu güvenle, emeklinin huzuruyla ve çalışanların alın terinin karşılığıyla ölçülür.
Milletin cebindeki para küçülürken başarı nutuklarının büyümesi, gerçeği değiştirmez.

Artık kimse muavin değişikliğiyle, koltuk düzeniyle, yeni tabelalarla bu büyük sorunun çözüleceğini düşünmesin.
Sorun direksiyondaki anlayıştadır.
Ve bilinmelidir ki millet, kendisini uçuruma sürükleyen kararların bedelini sonsuza kadar ödemek zorunda değildir.
Otobüs şarampole yuvarlandıktan sonra muavini değiştirmek, kazanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Asıl hesap verilmesi gereken, o otobüsün neden yoldan çıktığı, bütün uyarılara rağmen neden aynı istikamette ısrar edildiği ve faturanın neden her defasında yolculara kesildiğidir.
Çünkü bu millet yolcu değil, bu ülkenin gerçek sahibidir.

Ve hiçbir makam, hiçbir koltuk, hiçbir siyasi hesap milletin geleceğinden daha değerli değildir.
Direksiyona geçmek marifet değildir. Asıl marifet, milleti uçuruma sürüklemeden o emaneti taşıyabilmektir!

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 03 Kasım 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL