
–♦—♦—♦– MUSUL’dan BUGÜNE BİR MESELE, BİR MİLLET ve BİTMEYEN HESAPLAŞMA…! –♦—♦—♦–
Yıl 1924… Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş ama savaş bitmemişti. Silahlar susmuş olsa da, masa başında ve sınır ötesinde yeni bir mücadele başlamıştı. Bu kez hedefte Musul vardı. Misak-ı Millî’nin bir parçası olan bu coğrafya, genç Türkiye Cumhuriyeti için sadece bir sınır meselesi değil, millî egemenliğin turnusol kağıdıydı.
–♦—♦—♦–
Musul, o günlerde İngiliz mandasındaki Irak’ın bir parçasıydı. Atatürk bu sorunu savaşla değil, diplomasiyle çözmek istedi. Haliç Konferansı bu çabanın ürünüdür. Fakat İngiltere, sadece masada değil sahada da Türkiye’nin önünü kesmek için tüm imkanlarını devreye soktu. Milletler Cemiyeti’nin (bugünkü BM’nin öncülü) kararlarını arkasına alarak Türkiye’nin haklı tezlerini görmezden geldi.
–♦—♦—♦–
Ancak mücadele yalnızca diplomatik cephede yürütülmüyordu. 1924’te Hakkâri’de çıkan Nasturi Ayaklanması, İngiliz istihbaratının doğrudan müdahil olduğu ilk iç kargaşa girişimiydi. Türk ordusu bu ayaklanmayı bastırdı, ama dış müdahalenin hedefi büyüktü: Türkiye’yi içeriden zayıflatmak, doğudan kuşatmak, istikrarını sarsmaktı.
–♦—♦—♦–
Kazım Karabekir Paşa, Atatürk’ün en güvendiği komutanlardandı. Ancak Musul’a askeri müdahale seçeneği gündeme gelince görüş ayrılığı doğdu. Karabekir, bu fikre karşı çıktı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ise “Askerin görevi, hükümetin emrine uymaktır” diyerek tarafsız kalmayı tercih etti. Karabekir bu süreçte askerlikten istifa etti ve siyasete atılarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu.
–♦—♦—♦–
Bu siyasi ayrılık, rejim karşıtı çevrelerde bir umut olarak yankı buldu. Karabekir’in, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Cafer Tayyar Eğilmez gibi isimlerle kurduğu bu hareketin rejim muhalefeti değil, bir “komplo” olduğunu Nutuk’ta bizzat Atatürk dile getirdi.
–♦—♦—♦–
Tam da bu dönemde, Türkiye tarihinin en kritik isyanlarından biri patlak verdi: Şeyh Sait Ayaklanması. İngilizlerin desteğini arkasına alan bu kalkışma, sadece bir dini veya etnik isyan değil; Sevr’in hortlatılmasıydı. Nakşibendi şeyhi Şeyh Sait, aynı zamanda Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucusuydu ve amacı, sözde bağımsız bir Kürdistan’dı.
–♦—♦—♦–
Ankara hükümeti kararlıydı. İsmet İnönü liderliğinde isyan bastırıldı. Ancak bu süreçte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da kapatıldı. Karabekir’in siyasetteki ilk deneyimi böylece sona erdi. Ardından, 1926’da ortaya çıkan İzmir Suikastı girişimi, Atatürk’e düzenlenmek istenen bir saldırıyla Türkiye’yi yeni bir krizin eşiğine getirdi.
–♦—♦—♦–
Tüm bu olayları birbirinden bağımsız tarihi anekdotlar olarak görmemek gerekir. Aslında bu bir zincirdir. Ve bu zincirin halkaları, bugüne kadar ulaşan bir hesaplaşmanın izlerini taşır.
Musul meselesinde sahneye Şeyh Sait çıkarılmıştır.
Hatay’ın Türkiye’ye katılım sürecinde Seyit Rıza sahnededir.
Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra ASALA ortaya çıkmıştır.
1980’lerden bu yana ise PKK ve benzeri yapılar üzerinden Türkiye kuşatılmak istenmektedir.
PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın “Ben Şeyh Sait’in devamıyım” ifadesi, bu sürekliliğin tesadüf olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
–♦—♦—♦–
Dahası, Batı’nın Sevr’i haritayla değil ama “etki alanları” üzerinden uygulamaya koyma çabası, farklı dönemlerde farklı araçlarla sürdürüldü. Bu süreçte Said-i Nursî, Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl ve Cevat Rıfat Atilhan gibi isimlerin Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı söylemleri, bu ideolojik hattın kültürel zeminini inşa etti.
–♦—♦—♦–
Bugün hâlâ Lozan’ı küçümseyen, Cumhuriyet’i sorgulayan, Atatürk’e karşı cephe alan çevreler, aslında emperyalizmin yerli iş birlikçileridir. Çünkü mesele Atatürk değil, onun temsil ettiği tam bağımsızlık ilkesidir.
–♦—♦—♦–
Cumhuriyet’in 100. yılı geride kaldı. Ancak Musul meselesi hâlâ kapanmadı. Sadece isimler değişti, yöntemler çeşitlendi. Bugün yaşananlar, geçmişin yeni senaryolarla sahneye konmuş halleridir.
–♦—♦—♦–
Tam da bu yüzden Atatürk’ün şu sözü, geçmişin değil geleceğin pusulasıdır;
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
–♦—♦—♦–
Bu topraklarda bağımsız, özgür ve çağdaş bir yaşam kurmak istiyorsak, geçmişin tuzaklarını hatırlamalı, geleceğe daha sağlam adımlarla yürümeliyiz.
–♦—♦—♦–
Çünkü mesele bir sınır değil…
Bir milletin kaderidir.
–♦—♦—♦–
Musa ÖZDEMİR 24.08.2025
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)