
–♦—♦—♦– CEHALETİN TETİKLEDİĞİ KURŞUN –♦—♦—♦–
Bazı cinayetler kurşunla değil, cehaletle işlenir.
–♦—♦—♦–
Oysa çoğumuzun aklına cinayet denince önce parmak gelir, sonra tetiği çeken o parmağın soğukluğu. Ama asıl mesele orada değil. Asıl mesele, o parmağı harekete geçiren karanlıktadır. Karanlık deyince sadece kötü niyetten değil, daha büyük bir tehlikeden bahsediyorum: Cehaletten.
–♦—♦—♦–
Cehalet dediğimiz şey yalnızca bir bilgi eksikliği değil, vicdandan, meraktan, sorgulamadan da yoksun kalmaktır. Sadece okumamak değil, düşünmemek, duymamak, anlamaya çalışmamak demektir.
–♦—♦—♦–
Tarih boyunca özgür düşüncenin, farklı fikirlerin, yeni yaklaşımların önüne set çekenler hep aynı profildeydi: Okumamış, öğrenmemiş, öğrenmeye çalışmamış insanlar. Bildiklerini zannettikleri şeyleri sorgulamamış, kulaktan dolma bilgilerle kanaat oluşturmuş, sonra da bu kanaatle yargılamış, vurmuş, öldürmüş insanlar…
–♦—♦—♦–
Korktukları şey aslında hakikat değil, o hakikati ortaya çıkarabilecek her şeydi: Bir kitap, bir düşünce, bir tartışma, bir yazar, bir konuşma… Kurşunların hedefinde çoğu zaman insanlar değil, fikirler vardı. Kalemler susturuldukça silahlar konuştu.
–♦—♦—♦–
Gelip bir mahkeme salonunda, yıllar sonra karşımıza çıkan trajik diyaloglar bu tablonun en çıplak halidir:
Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın katiline hakim soruyor:
— “Cumhurbaşkanını neden öldürdün?”
— “Çünkü laikti.”
— “Laik ne demek?”
— “Bilmiyorum.”
Bir cümleyle koca bir cinayet açıklanıyor: “Bilmiyorum.”
Öldürdüğü insanın neden hedef olduğunu bilmeyen bir zanlı. Ne uğruna tetiği çektiğini dahi bilmeyen bir zihniyet. İşte cehaletin karanlığı tam da burada başlıyor.
–♦—♦—♦–
Ama bu karanlık yalnızca bir kişiye ait değil. Aynı karanlık başka örneklerde de karşımıza çıkıyor.
Ünlü Mısırlı yazar Necib Mahfuz’a düzenlenen bıçaklı saldırının ardından yaşanan diyalogda da benzer bir durum var:
— “Necib Bey’i neden bıçakladın?”
— “Din karşıtı roman yazmış.”
— “Romanı okudun mu?”
— “Hayır.”
Okumadığı bir roman yüzünden bir yazarı öldürmeye kalkışmak. Ve bunu utanmadan, çekinmeden, bir haklılık gibi dile getirmek…
Burası artık sadece bir cehalet sorunu değil, ahlaki çürümenin de başladığı yerdir.
–♦—♦—♦–
Ve en çarpıcısı…
Aydın bir entelektüel olan Farag Fuda’nın katiline soruluyor:
— “Neden öldürdün?”
— “İmanı yoktu.”
— “Nasıl anladın?”
— “Kitaplarını okuyunca anlaşılıyor.”
— “Hangi kitabını okudun?”
— “Bilmiyorum, hepsini okumadım.”
— “Neden okumadın?”
— “Çünkü okuma yazmam yok.”
Bu cümle, sadece bir bireyin değil, bir toplumun nasıl uçuruma sürüklendiğini gösteren bir ibret vesikasıdır:
“Çünkü okuma yazmam yok.”
–♦—♦—♦–
Bu itiraf, sadece bir cinayetin değil, aynı zamanda düşüncenin, bilimin, aklın, vicdanın da öldürüldüğü bir anı temsil ediyor. Kalemi tanımadan kurşunu kutsayan bir bakış açısının, çağlar boyu süregelen tüm karanlıkların özeti gibi…
–♦—♦—♦–
✍️ Musa Özdemir – 01.09.2025
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)