KUTSALIN İSTİSMARI VE TARİHİN DEĞİŞMEYEN HÜKMÜ…

KUTSALIN İSTİSMARI VE TARİHİN DEĞİŞMEYEN HÜKMÜ…

KÖŞE YAZISI ¦ KUTSALIN İSTİSMARI VE TARİHİN DEĞİŞMEYEN HÜKMÜ… / 22 Nisan 2026

Tarih, yalnızca geçmişin sessiz tanığı değildir;
aynı zamanda insanlığın hatalarını ve hakikat arayışını
ısrarla yüzümüze vuran bir öğretmendir.

Ve bu öğretmenin en sert dersi şudur.

Kutsal olan, yanlış ellere düştüğünde;
en büyük yıkımın da sebebi olabilir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 yılında yaptığı o çarpıcı değerlendirme,
yalnızca bir dönemin muhasebesi değil,
aynı zamanda insanlık tarihinin en tehlikeli sapmalarından birine
yapılmış güçlü bir uyarıdır.

Din…
İnsanı yüceltmek,
Adaleti tesis etmek,
hakikati korumak için vardır.

Fakat ne zaman ki bu yüce değer,
iktidar hırsının gölgesine girer,
işte o zaman anlamını yitirir,
hakikatin üzeri örtülür,
adalet yerini tahakküme bırakır.

Emeviler dönemine uzanan o kırılma,
Hazreti Ali ile Muaviye arasında yaşanan Sıffin hadisesi,
Kur’an’ın mızraklara takılması,
Bu sahne, tarihin en ağır sembollerinden biridir.

Burada yalnızca bir savaş yaşanmamıştır.
Burada, kutsalın araçsallaştırılmasıyla
hakikatin nasıl istismar edilebileceği gösterilmiştir.

Hak olanın,
haksızlığa perde yapılması,
İşte asıl kırılma budur.

Ve o günden sonra,
iktidar ile kutsal arasındaki çizgi giderek silinmiştir.

Nice hükümdar,
gücünü pekiştirmek adına dini kullanmış;
nice sahte âlim,
hakikatin değil menfaatin yanında yer almıştır.

Ancak tarih,
aynı zamanda direnenlerin de hikâyesidir.

Gerçek âlimler,
Onlar ne korkmuş,
ne susmuş,
ne de eğilmiştir.
Zindanlara atılmışlar,
işkenceler görmüşler,
canlarından olmuşlardır.
Ama hakikati asla satmamışlardır.

Çünkü ilim,
iktidarın değil;
vicdanın emrinde var olur.

Atatürk’ün Osmanlı’nın son dönemine yönelik eleştirisi de
bu tarihsel çizginin bir devamıdır.

Bir milletin kurtuluş mücadelesini bastırmak adına
kutsalın istismar edilmesi,
işgale karşı direnenlerin hedef gösterilmesi,
Bu, yalnızca bir yönetim zaafı değil;
derin bir ahlaki çöküştür.

Ve milletler,
en çok da böyle anlarda ayağa kalkar.

Çünkü insan,
acıya dayanır,
yoksulluğa sabreder,
Ama inancının kirletilmesine tahammül edemez.

İşte bu yüzden bugün de aynı soruyla karşı karşıyayız;

Kutsal olan,
hakikatin mi hizmetinde?
Yoksa gücün mü?

Bu sorunun cevabı,
yalnızca bugünü değil,
yarını da belirleyecektir.

Unutulmamalıdır ki;

Kutsalı kirletenler,
tarihin her döneminde aynı akıbete yürümüştür.
İsimler değişmiş,
makamlar değişmiş,
devirler değişmiştir.
Ama sonuç değişmemiştir.

Çünkü hakikat,
er ya da geç,
yerini bulur.

Ve o gün geldiğinde,
ne unvan kalır,
ne güç,
Sadece hakikat konuşur.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 22 Nisan 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL